SON DAKİKA

Egeekspress

İŞTE BUNLARI KASTETTİ!

Bu haber 30 Temmuz 2017 - 14:14 'de eklendi.
İŞTE BUNLARI KASTETTİ!

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan geçtiğimiz gün uyardı…
“Gerçek FETÖcülerin değil de sıradan insanların üzerine gidildiği yolunda şikayetler var. Bu konuda dikkatli olun” dedi…
Çok da iyi yaptı… Çünkü FETÖ ile mücadele konusu, bazı çevreler tarafından bilinçli olarak rayından çıkarıldı, bir intikam aracı olarak kullanılmaya başlandı…
Yakın tanıklardan birisi benim… Diğeri Demokrat İzmir Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ender Coşkun…
Ender Coşkun’la çok sıkı bir gazetecilik geçmişimiz var!
1986 yılından başlayarak FETÖ’nün Türkiye için ne büyük tehlike olduğunu anlatan bir dizi faaliyetimiz oldu. Bunların Atatürk düşmanlığı yapan bir yayın organını daha basılmadan durdurmuş, toplatmış, cezalandırılmalarını sağlamıştık mesela… Bir ansiklopediydi bu… “Yakın Tarih Ansiklopedisi”ydi ismi ama, biz ona kısaca “Kara Ansiklopedi” demiştik… Şöyle başlıyordu:
“Atatürk Selanik Genelevinde çalışan Zübeyde Hanım ile Abdoş Ağa’nın oğludur” gerisini yazmaya gerek yok…
Bu haberimiz Türkiye’de infial yaratmıştı. Bize zamanın en büyük basın ödülünü de getirmişti…
Herkesin bu kanlı imama biat ettiği dönemlerde biz onun bir cani olduğunu yazıp, durduk… Senelerce…
Ve gelelim yakın bir tarihe… 2012 yılına… 7 Şubat MİT Kalkışmasının ardından çoğu İzmirli 10 a yakın gazeteci, FETÖ’nün davetlisi olarak MELANET YUVASI Yamanlar Koleji’nin organizasyonu ile Amerika’ya, Pensilvanya’ya uçmuştu… Bu gezide Fethullah Gülen ile gizli görüşmeler ve toplantılar yaptılar… Burada ince nokta şu:
Bir gazeteci veya gazeteciler herkesle her yerde görüşürler! Ama bunu kendi bağlı oldukları kurumun parasıyla yaparlar ve döndüklerinde bu görüşmeyi haber haline getirir, kamuoyu ile paylaşırlar. Bizim gazeteciler ise, bırakın paylaşmayı, böyle bir geziyi yaptıklarını bile inkar ettiler… Biz yazıp çizdik, sorduk, uzunca bir zamandır; “Bu gezinin amacı neydi?” diye… Ses çıkmadı… Sonunda Pensilvanya’da Feto Alçağının önünde el pençe divan duran, aşırı bir ihtiram sergileyen fotoğraflarını bulduk ve yayınladık… Çünkü bu bir gazetecilik faaliyeti değildi… Gazetecilik faaliyetlerinin finali haberdir!
Bu isimlerden birisi olan Erol Yaraş’ın aynı zamanda Çiftlik evi ruhsatı ile Narlıdere’de kızı için dev bir at çiftliği kurduğunu yazdık. İmara aykırılığını dile getirdik. Önce Avukat olan Kayınpederi Nuri Nencan’ın avukatlık bürosu aracılığı ile tekzipler, ihtarlar geldi. Sonra AKPli işadamı Mesut Sancak’ın kanatları altına girdiler, avukatları değişti… Artık Mensut Sancak’ın avukatları vasıtası ile durmadan şikayetler ve davalar açmaya başladılar. Ama ne o gezinin niye yapıldığını anlatabildiler, ne de imara aykırı imalatları nasıl yapabildiklerini!
Ardı arkasına büyük tazminat davaları açtılar.
Bu arada Mesut Sancak isimli işadamının , Çeşme’de Turizm ruhsatı ile rezidans yaptığını ve satışa açtığı haberini yazdık… Birkaç saat içerisinde mahkemeler erişim yasağı kararı aldırıyorlardı. Avukatları bu erişim yasağını “Bir daha onlar hakkında yazı yazılmayacak” şeklinde yorumlayıp, bizim hapsedilmemizi istiyorlardı… Mahkeme bu isteklerini reddetti tabii olarak!
Ve biz Erol Yaraş’ın Hamdi Türkmen ile birlikte Melanet Yuvası Yamanlar Koleji’nin Gaziemir Şubesi açılışında kurdele keserken resimlerini ele geçirdik. Onu da koyduk ve sorduk: “Bu sözde şeref size niye verildi?” Sonra yine FETÖ parasıyla yaptıkları Afrika gezisini ortaya çıkardık!
Bardağı taşırmıştık. Artık bizim susturulmamız gerekiyordu… Sıkı bir derse ihtiyacımız vardı… Erol Yaraş ve o geziye katılan gazeteci Şebnem Bursalı, bizi Savcılığa şikayet ettiler! İş planlanmıştı. Gözdağı verecekler, bizi susturacaklardı…
Mesut Sancak’ın ve avukatının polis ve adliye ile dostlukları işe yaramıştı… Aslında basın suçu bile olmayacak haberlerimiz nedeniyle benim ve Ender Coşkun hakkında yakalama kararı çıkarıldı. 14 Ekim Cuma günü TEM’de gözaltına alındık. Doktor muayeneleri ile gözaltı süreci başladı. Bize şikayetçilerin dilekçeleri gösterilmedi. Erol Yaraş isimli şahıs, kendisinin küçük düşürüldüğünü iddia ediyordu. Ama bunun Terörle ne ilgisi vardı? Çözememiştik! Şebnem Bursalı’nın suçlaması ise bir türlü gelmiyordu. 8 saat gözaltında kaldık. Soruları yanıtladık. Suçlamada “Bunlar FETÖ Kriptosu olabilirler” şeklinde bir ifade olduğundan dolayı gözaltına alındığımız anlatıldı ama, o şikayet dilekçesini asla göremedik.
Serbest bırakıldık… Pazartesi günü ise, Savcı bizi çay içmeye çağırdı… Bu tür haberleri yapmamamız için üstü kapalı tembihlerde bulundu… Biz de Bu işin bir FETÖ kumpası olduğunu vurguladık. Parmağı olanların isimlerini saydık. Ama anlattıklarımız savcının ilgi alanına girmedi.
Hala dosyanın akibeti belli değil! Cevap alamadığımız soruların aydınlığa kavuşturulması için 16 Ekim günü terör savcılarına bir dilekçe verdim. Kısa sürede takipsizliği yapıştırdılar. 7 Şubat MİT Kalkışmasının ardından FÖTO’ya koşturup gidenler, onun vakıflarını öven İzmirli işadamlarına “Bunlarla iş yapın” tavsiyesinde bulunan ama FETO ile ne konuştuklarını asla yazmayan gazeteciler hakkında takipsizlik kararı verildi… Gerekçe “Bu bir gazetecilik faaliyeti” idi.
Ama nasıl olurdu? Gazetecilik faaliyetinin finali haberdi… Sen, Bank Asya’ya para yatıranları, çocuğunu Yamanlar Koleji’nde okutanları, bilmeden Fetöcülerle arkadaş olanları günlerce sorguluyorsun, FETO’yu övenleri, yanında el pençe fotoğraf çektirenlere bir soru sormuyorsun?
Nasıl olurdu bu?
Dahası… İzmir Fötö iddianamesinde bolca adı geçen, FETÖ örgüt toplantılarına katıldığı anlaşılan işadamı Mesut Sancak, bizi Hapse attıracağı iddiasıyla her yerde konuşurken Temiz İzmir Derneği Başkanı Nivent Kurtuluş’u telefonla tehdit etti… “OHAL’den sizleri hapse attıracağım, hakkınızda soruşturma başlattım” diyordu. Sanki savcıydı…
Ve işin içyüzü ortaya çıktı. Fetö Kriptoculuğundan bir şey çıkaramayınca, hiç tanımadığım, bir kere bile konuşmadığım işadamlarını yalancı şahit gösterip bu kez beni yine hiç tanımadığım, ömrümde görmediğim bir gazeteci ile ilişkilendirip, şantaj şikayeti yapmış…
Beni Temiz İzmir Derneği Başkanı Nivent Kurtuluş ve o güne kadar adını hiç duymadığım Ahmet Doğan isimli gazeteci ile Gasp bürosuna ifadeye çağırdılar! Ahmet Doğan’ı ilk kez orada gördüm.
İfademizi orada değil, direkt savcıya vereceğimizi söyledik. Polisler ısrarla “Susma hakkınızı mı kullanıyorsunuz?” diye sordular! “Hayır” dedik. “İfademizi savcıya vereceğiz” Avukatımız Kubilay Büber Cumhuriyet Savcılığına bir de dilekçe verdi. Ne zaman emrederse ifadeye gideceğimizi söyledi.
Biz Savcı’dan ifade için haber beklerken, gazetelerin hemen hepsinde kocaman kocaman, “İşadamlarına şantaj Davası açıldı” mealinde haberler çıktı. Bir kaçını aradık, “Nedir bu?” dedik. İddianame hazırlanmış, mahkemeye verilmiş ve basına servis edilmişti. Biz iddianameyi alamadık.
14. Asliye Ceza Mahkemesi bu iddianameyi Savcıya iade etti. Savcı aynı iddianameyi Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Israrcıydı… Ağır ceza Mahkemesi de iddianameyi geri çevirdi… Henüz dava açılamadı… Savcı, tesadüf ki, bizi gözaltına aldıran savcı idi… Şimdi ifademizi alacakmış. Yalancı şahitlerle hesaplaşmak istiyorum. Dilerim dava açılır!
Sonradan öğrendik ki, Savcılık üç ay telefonlarımızı “Rüşvet” şüphesi ile dinlemiş, suç unsuru bulamamış, kayıtları karşı delil olduğunu söylememize rağmen imha etmiş.
İşte Sayın Cumhurbaşkanı’nın geçtiğimiz gün yaptığı çıkışın, altında bu ve bunun gibi olaylar var! Yani Cumhurbaşkanımız diyor ki; “Hakkaniyetli olun… Kim olursa olsun kayırmayın.”
Ve Yine İzmir iddianamesine dönelim… Mesut sancak isimli şahsın şirketinden FETO’nun sağ kolu Ahmet Küçükbay’a telefonla polisin operasyon yapacağı bildirilmiş… Bu bilgiyi nereden ve kimlerden aldığı da merak konusu.
İşte Fetö soruşturmalarında toplumu rahatsız eden unsurlar bu ve bunun benzerleridir. FETÖ ilişkilerinin içine çomak sokanlara iftiralar, gözaltılar, mahkemeler, soruşturmalar var!
Ben başımdan geçenleri hatırlatayım dedim…
Cumhurbaşkanımız uyarısında çok haklı. Çünkü her yapılan haksızlık, direkt olarak sanki o yapmış gibi Erdoğan’a mal ediliyor.

Etiketler :
reklam
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
reklam
İLGİLİ HABERLER