SON DAKİKA

Egeekspress

BAKIN SUÇLAYANLARA!

Bu haber 17 Ağustos 2017 - 15:05 'de eklendi.
BAKIN SUÇLAYANLARA!

İşadamları gazetecilere şantaj davası açtırdı! “Bakınız,şantaj davası açıldı” demiyorum… “AÇTIRDILAR” diyorum…  Haklarında dava açılan gazetecilerden birisi benim. Yani Mutlu Tuncer!

Diğeri Nivent Kurtuluş… Temiz İzmir Derneği’nin başkanı… Devletin kasasına milyonlarca lira para girmesini sağlayan bu derneğin ben de üyesiyim ve yolsuzluklarla,özellikle de imar aykırılıkları ile uğraşarak tüyü bitmedik yetimin hakkını koruyoruz. Diğer isim ise, hayatımın hiç bir döneminde arkadaşlığım, tanışıklığım olmayan Ahmet Doğan!  O da hastanelerdeki yolsuzlukları dile getirmiş, yasa dışı işlere işlem yaptırmış… Bu arkadaşla, ifade vermeye gittiğimde tanıştım…

Bu davanın iki ayrı başlangıç noktası var!

1- FETTULLAH GÜLEN ayağı…

2-MESUT SANCAK ayağı…

Birinciden başlayalım kamuoyuna aydınlatmaya…

Bugün bile resimlerimizi bantlayarak açtırdıkları davayı haber yapan Erol Yaraş, davada ismi geçmese de bu işin içindeki ilk adam…

Kimdir bu arkadaş ve bize düşmanlığı nedendir?

Kamuoyu ile paylaşalım.

Bu arkadaş ile Yeni Asır’da uzun yıllar birlikte çalıştık. Kendisi foto muhabirliği yapardı. İhtisas alanı sahil kesimlerindeki tatil köylerinde “nü” fotoğraflar çekmek, Cannes gibi organizasyonları takip etmek, olimpiyatlara gitmek gibi ballı görevlerdi.

Yazı yazmak gibi bir işi sevmediğinden, çok yazılarını yazmışlığım vardır.

Bu arkadaşın ismini Ajda Pekkan ile Eski Efes Oteli’nde bir nişanlandıkları organizasyondan hatırlarsınız… Yaraş, ile dostluğumuz olmuştur. Bir ara EGE TV’nin genel müdürü iken, Kanal 6 Televizyonunun kapanmasından sonra birlikte çalışmışlığımız da vardır. Gazetecilik anlayışı, gazeteciliğe bakışımız uyuşmadığı için yollarımızı ayırdık ki; bu doğal sonuçtu… Ayrılmamıza vesile olan haber de, bir kahvehanede resmi elbiseleri ile okey oynayan polislerin, hemen yanında ortaokul çocuklarının da onlara komşuluk ederek okey masasında faaliyet göstermeleriydi.

Bu yerel bir televizyon için haberdi. Ama Erol Yaraş, canlı yayını durdurmuş, bu haberin yayınlanmasını engellemişti.  Polis camiasıyla kötü olmak istememişti. Oysa, benim bakış açıma göre, polis teşkilatının televizyona teşekkür etmesi gerekirdi.

Uzatmayalım.  Bu arkadaş sonradan işadamı oldu.  Danışmanlıklar yaptı, gariban esnafın birliğinden büyük paralar aldı. Kurduğu reklam ajansı, her festivalden, hemen hemen her kurumdan paralar kazandı. Milliyet Gazetesi’nin temsilciliğini yapan eski Yeni Asırcı Hamdi Türkmen onun en iyi arkadaşı idi. Bir köşe verdiler, haftada bir gün iki gün yazı yazdı, gündemde kalmayı başardı.

Esnaf Birlikleri Başkanı Mehmet Ali Susam’ın parayla satın aldığı ödülü tanıtmak için bir organizasyondan 300 bin lira para aldığı mahkeme kayıtlarına geçti. Hatırı sayılır bir zenginliğe ulaştığı biliniyor!

Bu arkadaşımız, 7 Şubat 2012 MİT Kalkışmasının ardından Fethullah Gülen’in özel olarak davet ettiği gazeteciler arasında idi…  Bu geziye katılan ve hatırımda kalan isimleri de sıralayayım. Unuttuklarım varsa kusura bakmasınlar!

Erol Yaraş, Hamdi Türkmen, Deniz Sipahi, Ufuk Türkyılmaz, Şebnem Bursalı, Ünal Ersözlü, Vahit Yazgan.

Bu gezinin bir özelliği vardı. Tamamen gizli, gazetecilik faaliyeti dışında idi.  “Nereden anladın” diyeceksiniz!  Hemen söyleyeyim. Gazetecilik faaliyetlerinin finali, gazete haberleridir. Tam da 7 Şubat MİT Kalkışmasının ardından, FETO’nun davetlisi olarak Yamanlar Koleji’nin organizasyonu ile Pensilvanya’ya gideceksin, FETO canavarı ile görüşeceksin, bu görüşmede bir soru sorup, haber yapmayacaksın! Bu olacak iş midir?

Bu özel buluşmadan tek satır yazmadılar!

Peki ne yaptılar?

Hemen hepsi, FETÖ’nün vakıflarını öven, okullarını göklere çıkaran yazılar yazdılar. Erol kardeşimiz, İzmirli işadamlarına yazılarında “Amerika’ya gidin, vakıf başkanları ile tanışın, iyi para kazanın” tavsiyelerinde bulundu.

Biz ne yaptık?

Bu geziyi eleştirdik.

1- Gazeteciler başkalarının değil, gazetelerinin imkanlarıyla geziye giderdi.  Bu gezi FETO’ya yapıldıysa, ona sorulacak çok soru vardı. Yazılacak çok  şey de tabii. Bir kere gidiş tarihi manidardı. 7 Şubat MİT kalkışmasının hemen ardından gerçekleşen bu gezi ve terör örgütünün sözde lideri ile görüşme saklanmıştı. Hiç biri bu görüşmeyi yazmamışlardı.

2- Bu bir gazetecilik faaliyeti değildi. Öyle olsa idi; haberleri görürdük. Kaldı ki; Feto o geziden çok kısa süre önce MİT yoluyla darbe girişimi yapmıştı.

Sorduk; “Neden yazmadılar?” dedik… Fetö ile görüşenler, görüşmeyi inkar ettiler!

Sonunda o görüşme ile ilgili bir fotoğraf bulduk.

Erol Yaraş, Şebnem Bursalı, Ünal Ersözlü, Hamdi Türkmen, Terör örgütünün kofti liderinin önünde el-pençe divan duruyorlardı… Ayaklarında ayakkabıları yoktu. Düğmeleri saygıdan iliklenmişti.

Bu fotoğrafı yayınladığımızda 15 Temmuz kalkışması henüz olmamıştı. Darbe girişimi sonrasında Cumhurbaşkanı bu lanet örgütle büyük bir mücadeleye girdi. Vatandaşlardan da yardım istedi, operasyonlar başladı.  Erol Yaraş, FETO’nun İzmir’de sağ kolu olan ve şimdi tutuklu bulunan Ahmet Küçükbay isimli işadamının, Kanal 35 adlı televizyonunun kapatılmasına da karşı çıkan yazılar yazdı. Hem de darbe girişiminden sonra… Ve tabii olarak FETÖ aleyhine yazılar kaleme aldılar.

Biz bu ilişkiyi sorgularken, Erol Yaraş’ın ayrıca Narlıdere’de köy evi ruhsatı ile kocaman bir at çiftliği kurduğu haberini aldık. Millet isyanlardaydı… Olayı bir vatandaş ihbar etmişti ve biz henüz Erol Bey’in oranın sahibi olduğunu bilmiyorduk…  Öğrendik… Narlıdere’den aldıkları ruhsat  köy evi ruhsatı, alan tarım alanıydı… Oraya kapalı at manejleri, bir butik otel ve İtalyan restoran’ı inşaa edip, Zamanın İzmir Valisi Mustafa Toprak, Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve kalburüstü büyüüük işadamlarının katıldığı bir törenle burası açıldı. Milliyet’te kocaman haberi çıktı.  Habere göre Erol Yaraş, kızı Begüm’ün atına yer bulamadığı için bu tesisi kurmuş, 10 milyon lira harcamıştı…

Peki tarım arazisine köy evi ruhsatı ile bu tesis nasıl kurulurdu?

İşte biz açılıştan önce bunu sorgulamıştık. Erol Yaraş, kayınpederi Nuri Nencan’ın hukuk bürosu avukatları bu haberi yapan gazetelere ihtarnameler gönderip, “Burası benim yerim değil, benim hiç ilgim yok. Burası başkasının” demişti. Başkası kim çıktı? Eşi Nur Yaraş.  Ve sonra ne oldu?

Biz, Çeşme’de Mesut Sancak’ın Turizm alanına “OTEL” RUHSATI İLE  rezidans yapıp sattığını bunun yasalara aykırı olduğunu yazdık… Bu işi denetlemek zorunda olanlara bilgi edinme kanunu çerçevesinde sorular sorduk. Anladık ki, haberimiz doğru ve bu iş yapılamaz. Ama Mesut Sancak Rezidansları yapmış ve satmaya başlamıştı bile… Haber Temiz İzmir Derneği’nin sitesinde de yayınlandı. Yetkililer göz yummuşlardı.  Mesut Sancak’ı arayıp, “BU İŞİ NASIL YAPTIN” demedik… Aynı Erol Yaraş’a yaptığımız gibi, “Bir cevabı olursa” aynen virgülünü bile değiştirmeyeceğimizi notlarımıza ekledik. Bu gazetecilik etiği açısından yanlıştı. Sormamız gerekiyordu ama, arkadaşların bir alışkanlığı vardı. Haklarında yazı yazan yayın organlarını “ŞANTAJCILIK” İLE SUÇLUYORLARDI. ONLARLA MUHATAP OLMAK, ONLARA SORU SORMAK, .İSİM AÇIMIZDAN DOĞRU DEĞİLDİ.  GAZETELERE İLANLAR VERİYORLAR “BİZDEN REKLAM İSTEYENLER, ALAMAYINCA ALEYHİMİZE HABER YAPIP BİZİ KARALIYORLAR” DEYİP yandaş medyaya para kazandırıyorlardı.

Ve Erol Yaraş ile Mesut Sancak büyük bir dostluk içindeydiler!  Çeşme’yi bile kurtarmaya kalkmışlar, bakanlarla toplantılar yapmışlar gazetelerde fotoğrafları boy boy yayınlanmıştı. Ama biz hem Narlıdere’deki köy evi ruhsatı ile yapılan çiftliği hem de Çeşme’de otel ruhsatı ile yapılan rezidansları yazmayı sürdürdük.   Ve Erol Yaraş bana 70 bin lira, Nivent Kurtuluş’a 50 bin lira, aynı haberi yapan Ufuk Türkyılmaz’a da 50 bin lira tazminat davası açtı. Avukatı ise, Mesut Sancak’ın avukatı  Meryem Kocabaş idi. Yani bize karşı birleşmişlerdi. Ardından Narlıdere’nin imar konularında görevini kötüye kullanmakta çok vukuatı bulanan belediye Başkanı da bizi savcılıklara şikayet etmeye başladı. Çünkü ona da “Bu işe nasıl izin verdin?” diye soruyorduk! Yaptığı şikayetler aslan gibi bir savcıya düştü, takipsizliği yapıştırdı.  Üstelik “Bu bir gazetecilik faaliyetidir, gazeteciler toplumu ilgilen konularda sert yazılar yazabilirler” diye demokrasi dersi de verdi.

Meryem Kocabaş vasıtası ile durmadan yazdığımız yazılara çoğunlukla  porno yayınlara konan erişim engeli kararı aldılar. Bu kararları da mahkemelerden  “Bir daha onlar hakkında hiç bir şey yazılmayacak” gibi yorumlanmasını isteyerek bizim hapsedilmemizi talep ettiler!  Mahkeme reddetti.

Çünkü istekleri hukuku, yasaları çöpe attıracak kadar cüretkardı.

Yetinmediler!

Bu arada Erol Yaraş’ın da katıldığı Amerika gezisi ile ilgili sorularımızı sürdürdük.

Bunlar Amerika’ya gidip Fethullah Gülen’in önünde el pençe divan duranlardı. Hatta Erol Yaraş’ın Hamdi Türkmen ile birlikte Fethullah Gülen’in Narlıdere’de okulunun açılış kurdelesini keserken de resimlerini yayınlamıştık.  Yine Erol ve bazı gazetecilerin yine melanet yuvası Yamanlar Koleji’nin parasıyla ve organizasyonu ile Afrika’ya gittiğini onun okulları gezdiğini ortaya çıkardık.  Bu ilişkiyi sorgulayan bizdik. Ne oldu biliyor musunuz?

Bizi gözaltına aldılar… Bu konuyu sıkı ve sert şekilde gündeminde tutan Demokrat İzmir Gazetesi’nin yayın yönetmeni Ender Coşkun’la birlikte, operasyonla!

Sebep ne biliyor musunuz?

Feto’nun özel davetlisi olarak Amerika’ya giden, onun önünde yalınayak el pençe divan duran Erol Yaraş ve Şebnem Bursalı “Hakkımızda yalan haber yapıyorlar” diye şikayette bulunmuş. Şebnem “Bunlar Fetö kriptosu olabilir” buyurmuş.  Savcı Bey; basmış gözaltı kararını…

Oysa Ender Coşkun ile beraber, 1986 yılından bu yana FETO’nun  ülke için ne büyük tehlike arz ettiğini yazmış, adamı bunlar kıçını öperken “ELİ KANLI İMAM” diye yazmıştık.  Feto’nun Yeni Nesil Yayıncılık şirketinin Atatürk’ü vatan haini, piç ilan eden ve Milli Eğitim tarafından okullara tavsiye edilen “YAKIN TARİH” ansiklopedisini basılmadan ortaya çıkaran ve Türkiye’nin en büyük basın ödülünü alanlar da bizdik.  Fetö’den gözaltına alınmamız, eşyanın tabiatına aykırı idi.  Üstelik haberler olsa olsa basın savcılığına gitmeliydi. Ama terör savcılarına gitmiş. Tesadüf işte. Üstelik şikayet dilekçelerini bir türlü göremedik! Nedense?

8 saat Terörle mücadelede kaldık. Serbest bırakıldık. Cuma girdik, Cumartesi çıktık. Savcı A. Bey Pazartesi günü bizi çay içmeye çağırdı.  Konuşmalarından çıkarttığım sonuç “Bırakın bu işleri” demekti. Bu işin arkasında Mesut Sancak’ın olduğunu bildiğimi söyledim. Savcı Bey, hiç bir şey demedi.  Sükut ikrardı!

Yazmaya devam ettik. Mesut Sancak’ın Folkart’ının imara aykırılıklarına, Çeşme rezidansına, Reisdere’de dolgu üzerine yine otel ruhsatı ile başladığı yeni işe burnumuzu soktuk.  Kızdılar… Bir şeyler yapmalıydılar.  Bizi dolaylı yollardan tehditler ettiler. Sonunda Mesut Sancak Nivent Kurtuluş’u arayarak tehditler savurdu.  Küfürler etti. “OHAL var hepinizi hapse attıracağım” diyerek ağza alınmayacak sözlerle onu taciz etti. Tehditten ve hakaretten şikayet edildi, sadece hakaretten dava açıldı.  Mesut Sancak’ ın Allah’a küfür eden ses kayıtları şimdi dava konusu…

İŞADAMLARI YALANCI ŞAHİT OLDU

Mesut Sancak Nivent Kurtuluş’a “Emniyete söyledim hakkınızda soruşturma açtırdım. Hepinizi içeri attıracağım” demişti ya…

Sonunda anlaşıldı ki, yalancı şahitler ve yalancı şikayetçiler bulmuş.

Hayatımda bir kere haberini yapmadığım, görmediğim, hiç konuşmadığım, elini bile sıkmadığım adamların kimi  benden şikayetçi, kimi şahit! Peki kim bunlar?

Gazi Hastanesi’nin YÖNETİM Kurulu Başkanı Salih Mertan, Genel Müdürü Selim Amato, Barankaya İnşaatın Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kaya, Has Ajans sahibi Harun Aygün, Gazi Hastanesi eski Müdürü Adviye Onay…  Ve Başrollerde Mesut Sancak!

İddia şu;  Biz Nivent Kurtuluş, Ahmet Doğan (hayıtımda bir kere bile görmemiştim, ifade vermeye gittiğimde tanıdım) Hep birlikmişiz. Belediyelerdeki adamlarımız vasıtası ile bilgiler toplayıp işadamlarını, hastaneleri, inşaat firmalarını zor duruma sokup, şantaj yapıp para alıyormuşuz!

Hepsi “Biz Mutlu Tuncer’i tanımıyoruz ama hepsi birden şantaj yapıyorlar” diyorlar.  Ne zaman nerede görmüşler, ne zaman onlarla konuşmuşum, para istemişim? Yok!

Ahmet Doğan Gazi Hastanesi’nin üzerine kurulmuş baz istasyonlarını yazmış. Gazi Hastanesi’nin kaçak yerlerini yazmış. Evet zor durumda kalmışlar. Yazmasın mı?

Nivent ve ben Mesut Sancak’ın otel ruhsatı ile yaptığı rezidansları ve Bayraklı’daki Folkart binasının kaçaklarını yazmışız. Yazmayalım mı?

Barankaya’nın Karabağlar’da mühürlenip mühürlenip, kaçak çalışmaya devam eden şantiyesini yazmışız. Yazmayalım mı?

Madem haberler yanlış, madem biz yalan yazdık, belgeleri ortaya koymayı denesenize.

Hayır! Toplanıp üç kişiyi birbiri ile ilişkilendirip şantajdan şikayet etmişler.

Şikayetin Savcısı yine aynı…

Feto ile yanyana poz verip, onun vakıflarını öven, onun parası ile 7 Şubat MİT kalkışmasının ardından özel davetli olarak Amerika’ya gidip bunu saklayanları değil de onların şikayeti ile bizi gözaltına alan savcı…

Bakın şimdi gelişmelere…

Bu isimler gitmişler poliste ifade vermişler. Bizi suçlamışlar. Yeniden belirtmek istiyorum. Ne Mesut Sancak’ı, Ne Selim Amato’yu, ne Adviye Onay’ı, ne Harun Aygün’ü, ne de Metin Kaya’yı hayatımda bir kez bile görmedim. Gazi Hastanesi’nin yerini bilmezdim. Hiç biri ile bir kez bile telefonla konuşmuşluğum olmadı.  Mesut Sancak’ın dışında hiç birinin şirketleriyle ilgili haber yapmamıştım.  Bundan sonra yapacağım elbette.

Ahmet Doğan’ın bunlarla epey uğraştığını anladım. O’nun para aldığını iddia ediyorlar… Peki para alıyorsa neden kavgalısınız? Para aldıysa neden sizin açıklarınızı yazdı?

Mahkemede bunlarla karşı karşıya gelmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.

BUNLARIN ŞİKAYETİNİN ARDINDAN; Savcılık ifademizin alınması için bizi GASP Bürosu’na çağırttı.  Gittik. Orada değil, Cumhuriyet Savcısına olayları anlatmak istediğimizi ifade ettik.

Polisler ısrarla “Sessiz kalma hakkınızı mı kullanıyorsunuz?”diye sordular.  Sessiz kalma hakkımızı kullanmak gibi bir niyetimiz olmadığını zor anlattık.  Ahmet Doğan’ı da işte o gün ilk kez gördüm. Ahmet Doğan o gün bizim avukatımıza vekalet verdi.

Avukatımız Kubilay Büber, GASP Bürosundan çıktıktan sonra Savcılık kalemine giderek, ifade için çağrılacağımız zaman gideceğimizi bildirdi. Ama Savcı bize hiç çağırmadı. İfademizi almaya bile gerek duymadı.

Bir kaç gün sonra baktık ki, neredeyse tüm gazetelerde İŞADAMLARINA şantaja DAVA AÇILDIĞI yazıyor! Savcılık acele bir iddianame hazırlamış, üstelik bu iddianame gazetelere servis edilmiş. Kocaman haberler!

Ama bu acele iddianame gönderildiği mahkemelerde kabul edilmedi. Savcı Bey o kadar acele etmişti ki, ifadelerimizi almamıştı ve bir takım teknik eksiklikler yapmıştı. İddianame kabul edilir gibi değildi anlaşılan!

Savcılığa geri gitti…

Ardından Bu kes Savcı A. tarafından ifadeye çağrıldık. Savcı Bey; konuymamıza ve ifadelerimizi geniş şekilde vermemize  olanak tanımayarak “Bunları mahkemede anlatırsınız” deyip bizi gönderdi. Şikayetlerimizi o gün yaptık. Sayın savcı adaletin ne kadar hızlı işlediğini gözer önüne sererek ifadelerimizi verdiğimizin ertesi günü dava açtı… Ama Erol Yaraş ve Şebnem Bursalı’nın şikayetleri ile hazırladığı dosya neredeyse bir sene olacak hala sonuçlanmadı. Hala bekliyoruz.

Bu arada Savcının bizim hakkımızda “Rüşvet” suçlamasıyla da soruşturma açtığı ve üç ay boyunca tüm telefon kayıtlarımızı dinlettiği ortaya çıktı. Ancak bizim tüm müracaatlarımıza rağmen bu konuşmaları “Suç yok” gerekçesiyle imha ettirdi. Halbuki konuşmalarımızda aykırı deliller vardı.  Bu dinleme sırasında sayın savcının bolca ismi geçiyordu. Soruyorduk birbirimize bu haksızlığı niye yaptığını. Biz devlet memuru olmadığımız için rüşvet suçuyla ilgimiz yoktu. Olsa olsa şantaj suçundan aklanmamızdır o kayıtlar! 

ÖZEL GÖRÜŞME!

Biz ifade verirken ilginç bir olay yaşandı. Sayın Savcı Ahmet Doğan ile özel görüşmek istedi. Katibini ve avukatımızı çıkardı. İçeriden bağırışlar gelmeye başladı. Ahmet Doğan “Özel olarak” sorgulanıyordu ve haykırıyordu: “Beni özel hayatınız konusunda sorgulayamazsınız” diye.

Sonradan anlaşıldı ki; (Telefon dinlemelerinden olsa gerek) savcı hanım bir avukat arkadaşı ve kendisi hakkında ileri geri konuşulduğunu iddia ediyormuş. O arada hanım arkadaşını da arayarak Ahmet Doğan’ın orada olduğunu  belirtmiş.

Şimdi gelelim şikayetçi ve şahitlere…

 

MESUT SANCAK:  Turizm alanına otel ruhsatı ile rezidanslar yapıp ilanlarla satıyor. Bayraklı Folkart’ta imalat fazlalıkları var. Her işinin yasal olduğunu iddia ediyor ama yazılanların karşı belgelerini koyamıyor!

MESUT SANCAK YAZDIKLARIMIZ YALAN İSE BELGELERİNİ BEKLİYORUZ.

 

GAZİ HASTANESİ:  Bir sağlık kurumunun üzerinde insan sağlığına zarar veren BAZ istasyonları kurulduysa bu haberdir. Ahmet Doğan doğru yapmış ve o baz istasyonlarının kaldırılmasını istemiş. Gazi Hastanesinin kaçak yerleri çok. Otoparkı bile yok.  C Blok mühürlenmesine rağmen çalışıyor. Bir çok yeri yıkıldı. Bu işlerin detaylarını yazacağım. Selim Amato ve Salim Mertan’a sözüm şu… Bu yazdıklarımla ilgili karşı belgeleriniz varsa hazırlayın… Ayrıca sorum şu: Hiç tanımadığınız, bu güne kadar sizinle telefonla bile konuşmamış birisini nasıl oluyor da, hangi vicdanla suçluyorsunuz? Hiç sıkılmadınız mı?

ADVİYE ONAY: Tepesine baz istasyonu kurduran Gazi Hastanesi’nin müdürlüğünü yapmışsın. Sen nasıl sağlıkçısın? DEVAMI YARIN

Etiketler :
reklam
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
reklam
İLGİLİ HABERLER