SON DAKİKA

Egeekspress

AYNI KUMPASLAR!

Bu haber 08 Eylül 2017 - 12:06 'de eklendi.
AYNI KUMPASLAR!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ‘ın 2017-2018 adli yıl açılışında yaptığı konuşmaya dikkat edin… Diyor ki; “15 Temmuz darbe girişimiyle hain planları ortaya çıkan ihanet çetesinin en çok hedef aldığı kurumların başında YARGI gelmektedir. Bu ihanet çetesine karşı verilen mücadele sırasında karşılaştığımız hadiseler, yargıyı teslim almaya çalışan gruplara karşı müteyakkız olmamız ve sorunların üzerine cesaretle gitmemiz gerektiğini bir kez daha göstermiştir.”

Teşhis yüzde yüz doğru… Çözüm için gösterdiği yol da doğru… Diyor ki Cumhurbaşkanı; “Herkes bu konuda üzerine düşen görevi yerine getirmelidir”

Haklı… Çünkü FETÖ örgütünün en önemli kozu, yargıdır!

Balyoz, Ergenekon, Ay ışığı, Gök kuşağı, kaplumbağa sırtı, tilki kuyruğu gibi  saçma sapan organizasyonlarla, bu ülkenin ordusunun en kıymetli komutanlarını, bu ülkenin aydınlarını  yıllarca zindanlara attıran kumpasların arkasında hep FETÖ savcıları, hakimleri vardı…

Sahte deliller, senaryo ezberlemiş yalancı gizli şahitler ve bunlara dayalı inanılmaz mahkeme kararları  sadece Türkiye’yi değil; dünyayı hayrete düşürmüştü…

Cumhurbaşkanı’nın mesajı önemli…  Gerçek savcı ve hakimlere, bu ülkede yaşayan vatandaşlara görev düşüyor!  Ama…

Bu “ama” çok önemli…

FETÖ ilişkilerini sorgulayan savcıların, onları yargılayan mahkemelerin duyarlılığı nasıl sağlanacak?

Adil bir soruşturma döneminde miyiz?

Yoksa, hala daha adliyelerde cüretkarca FETÖ ilişkisi olanlar korunuyor mu?

İzmir Cumhuriyet Savcılarının bu konuya dikkatlerini çekmek istiyorum…

Bir kere; İzmir FETÖ’nün pilot bölgesidir!

Bu şehirde, FETÖ ile bağlantısı olanlar, sanırım ki; hala cemaatin kalıntıları tarafından aleni olarak korunmaktadırlar…  Kendilerine dokunanlara kumpaslar kurabilecek gücü bulabilmektedirler!

SAYIN SAVCILARIN DİKKATİNİ ÇEKMEK İSTEDİĞİM BİR AYRINTI VAR!

7 Şubat MİT Kalkışmasının ardından, bu şehirde sözde gazetecilik yapan bir grup basın mensubu, FETO’nun davetlisi olarak, melanet yuvası Yamanlar Koleji’nin organizasyonu ile Amerika’ya götürülmüşler, Fethullah Gülen ile gizlice görüştürülmüşlerdir.

1- BU SEYAHAT; BİR GAZETECİLİK FAALİYETİ DEĞİLDİR!

PEKİ NEDEN?

ÇÜNKÜ GAZETECİLİK FAALİYETLERİNİN FİNALİ  GAZETE SAYFALARINA YANSIYAN HABERLERDİR!

BUNLARIN HİÇ BİRİ, FETTHULLAH GÜLEN İLE GÖRÜŞMELERİNİ GAZETE SAYFALARINA AKSETTİRMEMİŞLER, TAM AKSİNE ARALARINDA BİR KARAR ALARAK SEYAHATİ GİZLİ TUTMUŞLARDIR.

2- Amerika’ya götürülen bu gazetecilere orada görev verilmiş olmalıdır. BU GÖREVLER NEYDİ? Görevlerin bir kısmının, FETÖ Vakıflarına işadamı taraftar bulmak olduğunu, bu çok değerli basın mensuplarının kaleme aldıkları yazılarla anlıyoruz. FETO ile görüşmelerini yazmadılar ama; FETÖ vakıflarını öve öve bitiremeyen yazılar kaleme aldılar!  Dahası bu kadar insan onca süre nerede kaldı, ne yedi ne içti, gidiş amaçları neydi, nerelere götürüldüler, neler kuruldu, masraflar kim tarafından ödendi? Bu insanlara bir takım görevler mi verildi?

Mesela; Erol Y. Adlı gazeteci, İzmirli işadamlarını Amerika’da FETÖ Vakıfları ile iş yapmaya özendiren yazılar kaleme alırken, bir taraftan da, Yamanlar Koleji ve örgütün has adamlarıyla ilişkilerini genişleterek, zenginliğine zenginlik katıyordu.

3- Bu sözde gazetecilerin Hamdi T. ve Erol Y. İsimli ikisinin FETÖ’nün okullarının şubesinin açılışında kurdele keserken çekilen fotoğrafları bu ilişkinin gerçek belgesidir. Bu bir gazetecilik olayı mıdır? Gazetecilerin örgüt okullarını açtığı görülmüş müdür? Bu sahte şeref bu iki gazeteciye niçin verilmiştir? Bu arkadaşlar hangi sıfatla FETO’nun okulunun kurdelesini kesmişlerdir? Hangi sebeple FETÖ okulunun açılışının şeref konuğu olmuşlardır? Bu soruların cevapları yoktur, verilmemiştir ve sorulmamıştır!

4- Ve ortaya çıkan belgeler, bu arkadaşların ayrıca Afrika’ya yine FETÖ parası ile gezi yapıp, okulları denetlediklerini ortaya koymuştur. Ne sebeple ve hangi sıfatla? Bir sıfatları olması gerekmiyor mu?  Defalarca dile getirmemize rağmen, bu konuları kimse araştırmadı, değerlendirmedi.

5-Bu arkadaşların servet büyüklüğündeki paralarının kaynağının neresi olduğu hiç sorgulanmamıştır.

6- FETÖ örgütü buradan gazetecileri neden özel olarak davet etmiştir? Hem de 7 Şubat MİT kalkışmasının ardından…

İlk bakışta bile bu basit soruların ciddi cevapları olduğu aşikar. Ama mesele; bu soruların resmi makamlar tarafından bu şahıslara hiç sorulmaması…  Oysa bakın Cumhurbaşkanı ne diyor?

“Herkes bu konuda üzerine düşeni yapmalı”

Peki nasıl yapacağız?

Gerekli yerlere bildirimler yaparak…

Biz daha 15 Temmuz Darbe girişimi olmadan yıllar önce bu arkadaşların yaptığı FETO ziyaretini sorgulamaya koyulduk.

15 Temmuz’dan sonra da sormaya ısrarla devam ettik!

Ne oldu biliyor musunuz?

FETÖ ilişkilerini sorguladığımız bu şahıslar  bizleri susturmak amacıyla yaptığımız ihbarları, ihbar niteliğindeki yazıları, basın yoluyla hakaret ettiğimiz iddiasıyla şikayet konusu yaptılar!

A.Y adlı savcı tarafından TEM’DE (TERÖRLE MÜCADELE) operasyonla göz altına alındık!  sANKİ TERÖR ÖRGÜTÜ İLE İLİŞKİSİ OLAN BİZMİŞİZ GİBİ!

FETO’nun önünde süt dökmüş kedi gibi duranlar, yaptıkları görüşmeyi saklayanlar, FETÖ örgütünden nemalananlardan ikisi “Bu adamlar bizi rahatsız ediyorlar. Fetö Kriptocusu olabilirler” diye gidip savcı A.Y’ye  ifade vermişler…  Erol Y. ve Şebnem B’nin ifadeleri ile savcılık ışık hızıyla harekete geçmiş ve bu kardeşlerimizi rahatsız edenlere haddini bildirmek için gözaltı kararını dakikalar içinde vermişti…

Terörle Mücadele Şubesi’nde bu arkadaşların şikayet dilekçelerini bile görmeden sekiz saat sorgulandık. Bu güne kadar FETÖ örgütünün ne bela olduğunu yazdığımız haberlerimiz telefonlarımızda kayıtlı idi… Onları ortaya koyduk ve sorduk; “FETÖ kriptocuları böyle haberler mi yapıyor?”

Verdiğimiz ifadelerde, bizi şikayet edenlerin FETÖ ilişkilerini anlattık. Bunun bir kumpas olduğunu ve olayın bir FETÖ organizasyonu olduğunu söyledik ve delillerini verebileceğimizi belirttik. Yani asıl sorgulanması gerekenlerin FETÖ bağlantılarını ayrıntıları ile anlattık.

Kimse onlara “Bu ne iş?” demedi.

Bu sözde gazeteciler bize ardı arkasına dava açmaya başladılar. Çünkü onların imar planlarını alt üst eden ve bazı CHPli belediyeleri arkalarına alarak menfaat temin ettiklerini belgeleriyle yazmaya başlamıştık.

Hiç birini ÖZELLİKLE aramadık… Bunlara irtibat kurmamak için özel bir özen gösterdik. Tazminat davaları açarlarken, sonraları yüzlerine gözlerine bulaştıracakları bir kumpas hazırlığına giriştiler.

İzmir’de bir çok işadamını kendi meselelerine alet ettiler.

Selim Amato, Salih Mertan, Harun Aygün, Adviye Onay Safa gibi isimleri toplayıp, birbiri ile hiç alakası olmayan gazetecileri çeteymiş gibi göstererek  “Bize şantaj yaptılar” diye şikayette bulundular.

Savcı bizi Fetö Kriptocusu olarak gözaltına aldıran  SAVCIYDI! Ama o savcı esasında TERÖR Savcısıydı! Nasıl olduysa yine  o görevliydi! Şikayet organizasyonunu hazırlayan ise Mesut S, Erol Y. ve Ünal E isimli kişilerdi. Bunları verdikleri ifadelerin değiştirilmiş olduğunu söyleyen sözde mağdurlar ifade ettiler!

Biz daha ifadelerimizi vermeden, gazetelerde boy boy haberler çıktı. “İşadamlarına şantaj davası açıldı” diye… Savcı iddianameyi bizim ifadelerimizi bile almadan hazırlamış, iddianame de Mesut S’nin reklam bağlantıları olan gazetelere servis edilmiş, yayınlanması sağlanmıştı.

Ama mahkemeler dosyayı henüz kabul etmemişti. Peki bu iddianame basına kim tarafından servis edildi? Mesut S, Erol Y ve Ünal E tarafından…

Mahkemeler bu iddianameyi geri çevirdiler!  Çünkü eksikti…

Sonradan anladık ki; Sayın Savcı, bize ekstradan bir rüşvet soruşturması daha açmış, üç ay boyunca telefonlarımızı dinletmiş… Ama, konuşmalarımızda suç unsuru bulamadığı için bu görüşme kayıtlarının imhası için karar vermiş.

Biz, bu kayıtların imha edilmemesi için dilekçeler verdik, saklatmayı başaramadık. Saklatmak istedik çünkü karşı deliller vardı. Olmadı.

Şimdi bizim rüşvet suçunu işlemiş olmamız mümkün değilken savcı nasıl bizi üç ay boyunca dinletti? Bunu sorup duruyoruz! Gazeteci teknik olarak rüşvet alamaz. Devlet memuru değil!  Alsa alsa açıktan para alır! Savcı bize ortada iddia yokken bir de rüşvet soruşturması açmış, üç ay dinlemiş ama konuşmalarımızda suç bulamamış.

Kayıtların imha edilmemesi için ısrarcı olduk. Çünkü bize hazırlanan kumpası bol bol konuşmuştuk. Ayrıntıları  herkese anlatıyorduk. Acilen kayıtlar yok edildiler!

Savcının iddianamesi mahkemelerden geri dönmüştü. İşadamlarına şantaj davası açıldı diye duyurulan haberlerin kumpasın bir parçası olduğu ve toplum huzurunda küçük düşürmeyi amaçladığı böylelikle ortaya çıktı. Peki mahkemelerden geri dönen iddianame, yazılır yazılmaz basının eline nasıl geçmişti? Biz ünlü insanlar değiliz ki, basın bizim hakkımızda yapılan şikayetleri mahkeme  kapılarında beklesinler? Bu iddianame mahkeme tarafından kabul edilmeden reklamcı basına servis edildi. Basın taraflı… Basını parayla ele geçirmişler! Nereden anlıyoruz?  İşadamlarına şantaj davası açıldı diye yazan gazeteler, şikayetçi işadamlarının “Biz böyle ifade vermedik, ifadelerimiz karışmış” açıklamasını görmezlikten geldiler!

Aceleyle hazırladığı iddianame, mahkemelerden dönen Sayın Savcı, bu kez bizi makamına çağırdı ve ifadelerimizi almak istedi. Gittik. Üç gazeteci.  Ama savcı bey, ayrıntılı ifade vermemizi engelledi. “Bunları mahkemede anlatırsınız” diyerek bizi adeta payladı. Yani bizim anlatacaklarımızı dinlemek istemedi.  Baktık, olmayacak, kısa kestik ve çıktık.

Bu arada Ahmet tD, isimli gazeteci arkadaşın ifadesini almadan önce savcının onunla özel görüşmek istemesi ilginçti… Avukatı ve katibi dışarıya çıkarttı.  Ahmet D ile tartışmaya başladı. Olayı sonradan anladık. Ahmet D, Savcı Bey’in özel hayatı ile ilgili sorgulanıyormuş. Savcı Bey kendisi ve bir bayan arkadaşı için Ahmet D’nin iki kişiye dedikodu yaptığını öğrenmiş. Nereden öğrendiğini bilmiyorum. Oradan o hanımefendiyi  arayarak “Ver isimleri kimdi bu konuşmaları duyanlar” diye baskı yapmıştı…  Halbuki bunun konuyla ilgisi yoktu. Sonra avukat tekrar içeriye girerek sorgulamanın yapılmasını sağlamıştı. Ahmet D bu telefon konuşmasının saatini de yazarak Savcı Bey’in kiminle konuştuğunun bulunmasını istedi. İddia o ki; bu konuşmayı yaptığı hanım, yabancı değil! Bu davayla ilgili birisi…

Ve sonunda Savcı Bey, davayı açtı. Yine gazetelerde bu kez gözlerimiz kapatılarak resimlerimiz de yayınlandı. “İşadamına şantaj yapan gazetecilere dava açıldı” haberleri elden ele dolaştırıldı.

Kısacası, bu FETO’nun davetlisi olarak Amerika’ya giden ve bunu gizleyen, FETÖ ile işler yapan arkadaşların yine FETÖ iddianamesinde ismi geçen işadamının ilişkilerini arkalarına alarak bize kumpas kurduğu ortada.

ŞİMDİ SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZA SORMAK İSTİYORUM;

EVET HAKLISINIZ… FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜ İLE MÜCADELE HERKESİN GÖREVİDİR. FETÖ İLİŞKİLERİNİ ORTAYA ÇIKARTMAK İÇİN HERKES ELİNDEN GELENİ YAPMALIDIR.

TAMAM DA… BU GÖREVİ YERİNE GETİRENLERİ KUMPASLARDAN KİM KORUYACAK?

BAKINIZ BİZE YAPILANLARA…

 

 

 

 

 

 

 

reklam
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
reklam
İLGİLİ HABERLER