SON DAKİKA

Egeekspress

BİR DAHA HAYVAN MI, ASLA…

Bu haber 18 Temmuz 2018 - 13:06 'de eklendi ve kez görüntülendi.
BİR DAHA HAYVAN MI, ASLA…

Bir kedimiz olmuştu…

Griydi… Sokakta eşimle göz göze gelmişler, Filiz onu, kucağına aldığı gibi eve koşturmuştu…

Adını Miki (Mickey)  koyduk… Yuvası, minderleri hazırlandı… Artık ailenin bir ferdiydi… Evin kıymetlisiydi… İlk iki gün, çok usluydu. Sonradan anladık ki; yabancı bir yerde olmanın durgunluğu… Miki bize alıştıkça, oynamaya, zıplamaya, kırmaya başladı…

Sehpanın üzerine altlıksız bardak koyduğum için kızan eşim, Miki’nin koltuklarda tırnak bilemesine gülüp geçiyordu… Koltuklarımızın süngerlerinin çıkması dert değildi. Kumaşını daha dayanıklı olan ile değiştirdik problem aşıldı.

Cana yakın bir kediydi Miki…

Birkaç saat dışarılarda dolaşır, eve gelir bağırarak kapıyı açtırırdı… Birkaç kez komşuların otomobiline binip, kendini göstermeden gezip geldiği oldu…

Bizim eve gelmemizi dört gözle bekler, kapı açıldığında sevinçten bir aşağı, bir yukarı koştururdu.

Miki’ye hiç kızamazdık. Ekmek yapmak için mayalanmayı bekleyen hamurun üzerine yatıp uyuduğu zaman ben biraz söylenmiştim ama, eşim beni duygusuzlukla suçlayınca, hamurla Miki’nin arasına girmekten vazgeçmiştim.

Çeşme’de bir aylık tatil için kiraladığımız evde, tüm komşuların mutfaklarını gizlice ziyaret ettiğinde de kimse kızamamıştı ona. Hele çıktığı, ama inemediği ulu bir ağaçtan onu kurtarmak için komşuların nasıl seferber olduğunu anlatamam.

 

En iyi yaptığı şey, saklambaç oynamaktı… “Nerede MİKİ” dediğimiz zaman koşarak bir yerlere saklanır, onu aramamızı beklerdi. Bulduğumuzda havalara zıplardı…

Ve; bir gün dolaşmaya çıktı, gelmedi…

Yeri göğü, aradık… Gece yarılarına kadar sokaklarda “Miki” diye koşturduğumuzu görenler ne dedi bilmem ama, içimiz yanmıştı. Eve giremez olduk… Bir hafta arayıp, ümidi kesince İstanbul’a gittik… Evde oturmak acı veriyordu…

Ve o acı o kadar büyüktü ki; bir daha hayvan beslememeye yemin etmiştik… Aynı duyguyu bir kez daha yaşamak istemediğimizden.

………………..

Geçti aradan birkaç ay… Bir sabah evimizin önüne küçücük bembeyaz bir kedi geldi… Bak kediye kemiklerini say… “Biraz besleyelim, bakalım, sonra bırakalım” dedi eşim…  “Kalmasın ama, aynı şeyleri yaşamayalım” dedim.

Eve aldık, alış o alış… Adını Uğur koyduk…  Uğur büyürken, ekmek aldığım bir fırında tekmeyle dışarıya atılmaya çalışılan aynı bizim Miki gibi gri bir kedi yavrusunu kaptığım gibi eve getirdim. Tabii tekmeleyene dersini verdikten sonra… Minicik, korkutan titreyen yavrucuğa bakımlar yapıldı, özel mamalar alındı… Uğur önceleri ondan rahatsız olsa da, bir iki ay sonra koyun koyuna yatmaya başladılar.  Onun adını İpek koyduk. Gerçekten de İpek gibi bir kediydi… İkisi iyi anlaştı… “Bayıl kızım” dediğimde kendisini yere atardı İpek… Bütün derdi bendim… Sürekli üzerimde… Ta ki; Eşim Filiz, annesinin bir günlükken eczanenin önüne bıraktığı simsiyah kedi yavrusunu alıp eve getirene kadar. Parmak kadar bir şey… İki saatte bir özel mama veriliyor, sarılıp, sarmalanıyor… Gündüzleri Urla’dan İzmir’e götürülüyor yalnız kalmasın diye… Bakımı orada sürüyor!  Gözleri açıldığında evde bırakmaya başladık. İpek onu benimsedi. Bir anne gibi, boynundan tutup çelimsiz vücuduyla onu evin içinde bir yerlere saklıyordu… Bize bile elletmek istemiyordu. Aylarca onu koynunda yatırdı… Siyah kedinin adını Casper koyduk… Şansa bakın ki; bir beyaz, bir gri ve bir siyah kedimiz oldu…

Hani biz hayvan beslemeyecektik?

Casper, sürekli mıkırdadığı için İstanbul’dan bizi ziyarete gelen Nuray arkadaşımız ona bir göbek adı taktı… “Mıkır”

Üçü bir arada, mutlu mutlu bir yedi yıl geçirdiler.

Güzelim İpeğim, bir gece yatağımızda uyurken kasıldı… Bir baygınlık geçiriyordu… Birkaç dakika sürdü… Veterinere götürdük… Teşhis epilepsi… Her gün düzenli ilaç içmesi gerekiyordu ama hiç dert değildi. Gezmeyi tozmayı bıraktık… İlaç saatinde hep evdeydik…  İpek öyle akıllı, öyle sevimliydi ki, ona bir şey olma ihtimali bile bizi çileden çıkartıyordu… En büyük özelliği, tüm insanlarla iyi anlaşıyor olmasıydı. “Gel kızım” demek, onun konuşarak kucağınıza oturması için yeterdi.

Ve olan oldu, ikinci krizi geçirdi İpek. Gece yarısı Urla’daki hayvan hastanesini ayağa kaldırdık… Sabaha kadar tedavi yapıldı… İpek baygın halinden hayata döndü…

Endişeliydik onun için… Ve bir ay sonra korktuğumuz başımıza geldi. Benim evden erken çıktığım bir gün eşim ağlayarak telefon etti… İpeği kaybettiğimizi bildirdi…

Veterinerdeydi ve ben işimi bırakıp ağlayarak Urla’ya koşturdum… Yapacak bir şey yoktu…  İpeğimizi bahçemize gözyaşlarıyla gömdük.

İpeğin ölümü sadece bizi sarsmadı. Evdeki kedilerimiz de perişan oldu… Durmadan onu arıyorlar, bulamayınca bir köşeye çekilip öylece oturuyorlardı. Üzgün olduklarını o kadar belli ediyorlardı ki… Yemek tabakları bir hafta hiç boşalmadı.

 

Bu arada, eşimin, İzmir’in Yenişehir semtinde otomobilin çarptığı bir minik av köpeğini alıp tedavi ettirmesi ile ailemiz genişledi… Artık evimizin bahçesinde bir de köpek yuvası vardı… Köpeğin adını Güllü koyduk. Aralık ayında, onu tedavi gördüğü hastaneden eve getirmemizi asla unutamam. Güllü o kadar kötü kokuyordu ki, arabamızın dört camını birden açmıştık…  İzmir’den Urla’ya kadar öyle geldik.

 

YARIN: Güllü’nün dostları…

 

 

reklam
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
reklam
İLGİLİ HABERLER