SON DAKİKA

Egeekspress

HAYVANLAR MI KÖTÜ BİZ Mİ?

Bu haber 20 Temmuz 2018 - 11:36 'de eklendi ve kez görüntülendi.
HAYVANLAR MI KÖTÜ BİZ Mİ?

MUTLU TUNCER

 

Yaşadığımız bu zamanda değerini unuttuğumuz bir kavram var… Komşuluk…  Ne güzel ki, biz aynı sitede, aynı apartmanda oturanların, birbirini tanımadığı bu dönemde çok güzel bir komşuluk yaşadık. Yaycıoğlu ailesinin eviyle bitişikti evlerimiz… Ailenin babası Soner, beyin cerrahı… Eşi Hayriye eczacı… Biri kız biri erkek çocukları var… İkisi de zehir gibi akıllılar… Arda doktor olmak üzere, İdil, üniversite sınavlarına hazırlanıyor şimdi.  Ben tanıdığımda ikisi de küçücüktü… Bir de ablaları var… Lumriye… Titiz mi titiz… Düzenli mi düzenli… Ablanın her şeyi simetrik, buz gibi tertemiz…

Değil abla eve kedi köpek alsın,  bizim bile neredeyse tozumuzu almadan içeri sokmayacak. O kadar temiz…

Hafta sonları, birlikte kahvaltı ediyoruz, akşam yemeklerini birlikte hazırlıyoruz. Doğrusu o yıllarda ben de Lumriye Abla kadar olmasa da  titizim. Evde hayvan bakılmasına karşıyım mesela…

Ama eşim, kedilerle büyümüş. Haliyle etrafımızda bir dolu kedi,  Filiz tarafından beslendikleri için bizim bölgede kamp kurmuş vaziyetteler… Arada bir benden ve Lumriye abladan “Piiiist” sesi duyan eşim, kızıyor!

Hiç birimiz fark etmeden içimizdeki hayvan sevgisi nasıl olduysa, ortaya çıktı…

Bir ramazan ayında, Urla’da iftar yemeğine davetliyim. Çadıra bırakılmış iki küçük yavru kedi gördüm… Onu birilerinin alması için propaganda yaptım… “Ramazan ayı, ne büyük sevaptır, bir hayırsever yok mu?” diye…

Kimse almadı kedileri… Koydum bir kutuya, eve…

Bu kediler benim ve Yaycıoğlu ailesinin ilk kadrolu kedileriydi… Kedilere “Gres ve Press” isimlerini koyduk. Bir yan evdeler bir bizim evdeler… Lumriye abla huzursuz ama, arada bir “Bunlar aç galiba bakın bağırıyorlar” diye ikazlarda bulunmaktan da geri kalmıyor!

Arda ile İdil kedilerle yerlerde yuvarlanıyorlar… Kısa bir süre sonra, kedilere yuva bulduk, iyi bir aileye verdik onları…

Ben bin pişman!

Bizim çadır kedilerine ne alışmışım ben?

Komşularım kısa bir süre sonra bir Golden aldılar… Minicik… İsmini Paşa koydular…  Paşa’yı tutmak zapt etmek ne mümkün?  Birkaç kez kayboldu, arama timleri kurduk, bulduk da… Paşa herkesin arkasına takılıp gidiyor…

Sonra sonra alıştı evine… Paşa’ya Söke’de bakımında zorlanılan bir dişi golden daha katıldı… Paşamızı evlendirdik ama, bu evlilikten yavru alınamadı…  Halbuki paşa çok çalışmıştı!

……………..

 

Hayriye, eczaneden geldikten sonra cüzdanlarını, paralarını girişteki sehpanın üzerine koyuyor. Ancak bir aksilik var! Sürekli kağıt paralar kayboluyor… “Buradan para alan oldu mu?” sorusu artık akşam üzerinin klasik lafı… Hayriye kendisinden şüpheleniyor… “Acaba para yok muydu?”

Derken bir akşamüzeri Paşa cüzdanın kenarından 200 lira çekerken görülüyor… Parayı alıyor dışarıya çıkıyor ve yuvasına kapanıp, parayı afiyetle yemeye başlıyor.

Herkes şaşkın… Hayriye’nin parayı kurtarma girişimleri paşayı daha hızlı yapıyor…  Kurtarabildiği 200 liranın bir kenarı…

 

Güler misin, ağlar mısın hali yani….

……………..

YILAN RIFKI…

 

Geçtiğimiz yıllarda, Urla’daki bahçemize giderken birkaç telaşlı adam gördüm. Ellerinde kürekler var bir şeye vurup duruyorlar… Bir hayvanla cebelleştiklerini anlayarak aracımdan indim.

Benim yardıma gittiğimi sanıp, “Al bi kürek gel” diye talimat da verdiler…

“Ne yapıyorsunuz be siz?” diye sordum… Biri heyecanla cevapladı:

“Yılan var, şu çalıların altına girdi. Yaraladık ama ölmedi”

Sinirlendim; diyalog şöyle:

-Ne yaptı size yılan?

-Fırsat vermedik… Kim bilir ne yapacaktı!

-Günah değil mi yahu, zavallı hayvanı rahat bırakın…

-Günah olur mu birader, yılan bu…

Biz bir kavga… Girdim, çalıların arasına, yılan büzülmüş, korkudan ne yapacağını bilmiyor, üstelik acı içinde…

Zehirli olma ihtimali elbette var ama, tipi öyle değil gibi.

Haşır neşir olmak istemiyorum hayvanla ama, hem yaralı, bıraksam öldürecekler… Uzandım… Aldım, hiçbir şey yapmadı. Mecali de yok… Arabaya koydum, adamlara bağıra çağıra, belediye veterinerinin yolunu tuttum. Veterinerlik belediyenin arkasında zemin katta bir küçük yer… Elimde yılan içeri girdim… Veteriner pencereden kaçtı…

“Ben yılandan anlamam götür onu buradan” diyor…

O sıralar Alsancak’ta oturuyorum… Bir akvaryum aldım, doğru eve… Yarasını iyice temizledim. Antibiyotikli pomatlar sürüp bağladım. Her gün, onu okşayıp, konuştum… Adını da Rıfkı koydum…

Bizim Rıfkı on gün içinde iyileşti…

Sevdim de onu… Aramızda diyalog başladı desem kimse inanmaz… Ama bir gün akvaryumdan firar edip, yatak altına girince anladım ki, Rıfkı’nın gitme zamanı geldi…

Rıfkı’yla Urla’ya kısa bir yolculuk yaptım… Tepelerden birinde durup, onu ait olduğu yere, tabiata bıraktım… İzliyorum… Rıfkı geliyor, ayağımın dibinde çörekleniyor… Ben onu alıp birkaç metre uzağa koyuyorum, o tekrar geri geliyor…

Hüzünlü bir ayrılış… Elime alıp vedalaştım… Daha uzağa bıraktım, koşarak arabaya binip oradan uzaklaştım.  Anladım ki; her hayvanla diyalog kurulabiliyor… Hayvanlar değil kötü olan biziz!

Etiketler :
reklam
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
reklam
İLGİLİ HABERLER