SON DAKİKA

Egeekspress

TORPİL YOK… YALAN YOK, TALAN YOK!

Bu haber 17 Ekim 2018 - 8:01 'de eklendi ve kez görüntülendi.
TORPİL YOK… YALAN YOK, TALAN YOK!

RAŞİT İNAN

 

Hakan Yiğit…  Bu ismi spor camiası ve Urla çok iyi tanır… 25 yıllık basketbol antrenörü olan Yiğit’in bir de belediyecilik geçmişi var… 15 yıl Urla Belediyesi’nde 12 yıl İZSU’da çalıştı…

“Urla halkı mutlu değil. Bu güne kadar istediği hizmetleri alamadı. Güler yüzlü belediye isteniyor. Kendisini halktan soyutlayan değil, kendi içlerinde olacak bir başkan isteniyor. Bizim anlayışımızda adalet var. Torpil yok. Çalışmayan personel yok. Sırada bekleşen, işini halledemeyen vatandaş yok. Onlar  oturup çayını içerken işleri bitiren belediye var. 24 Saat vatandaşın sorunlarını dinleyen bir anlayış var” diyerek yola çıktı Hakan Yiğit…

Belediyecilik geçmişi de maceralarla dolu… Hakan Yiğit, Urla Belediyesi’nde kaçak yapılarla mücadele ederken, türlü zorluklar yaşayan bir isim. Rüşvet teklif edenler, torpille karşısına çıkanlar… Belediyede kaçak iş yapanları kayıranlar derken, yaşadıkları birer “trajikomik” hikâye olarak hafızasında kalmış.  Yani işine öyle sahip olan birisi ki; 2004 yılında kendi belediyesinin kaçak olan restoranını yıktırması yıllarca ilçede konuşulmuştu…

Hakan Yiğit’in dilinden düşmeyen bir söylem var… “Bu günün işini yarına bırakmam. Bu gün de dünün yarınıdır çünkü”  demesi onun tez canlılığının temelini oluşturuyor.

Boşnak bir annenin, Kavalalı bir babanın çocuğu Yiğit, 6 kuşak Urlalı… İlçeyi sokak, sokak bilen, insanlarını kişi kişi tanıyan Yiğit, Urla’nın belediye başkanı olmak istiyor.

“Ben Urla’ya borcumu ödeyeceğim” gibi sığ söylemler yapmadan aday adayı olma isteğini tek bir nedende topluyor: “Bu ilçeye verilen hizmetlerden mutlu değilim” diyor… Tabii sonra konuyu açıyoruz.

“Hizmetlerden mutlu değilim” sözünü açmasını istiyoruz Yiğit’ten…

“Öncelikle” diyor… “Kimseyi eleştirdiğim filan yok. Kimse söyleyeceklerimi üzerine alınmasın. Herkes yapabileceğini yapmıştır. Geçmişe dönük eleştiri yapmak benim işim değil. Herkes kendisine göre, bilgisine, yeteneğine göre  hizmet etmiştir. Ama ben bütün bu hizmetleri yeterli bulmuyorum. Öncelikle kendi kendime şunu soruyorum. Burası bir turizm ilçesi mi? Değil… Tarım ilçesi mi değil… Sanat kültür kenti mi değil… Dikkat edin, burası bir rant merkezi olma yolunda ilerliyor.  Bir bakıyorsunuz bir dönem, turizm kenti olmaya çalışıyoruz. Sonra dönüyoruz tarım ilçesi olmaya yöneliyoruz. Bir dönem geliyor sanata kültüre doğru yönlendiriliyoruz. Birine yönlenirken, diğer unsurları bırakıyoruz… Bir dönem oluyor inşaatlar, siteler yapılıyor, arsa arazi fiyatları zıplıyor ki; böyle bir dönem içerisindeyiz. Tarım arazilerinin SİT alanlarının üzerine çevrilmiş gözler var. Ama bunların belli planlamalarla yapılmaması halinde bu ilçenin tüm özelliklerini kaybedeceğini fazlaca aldırmayan bir yapımız da var. Urla’da insanlar arazilerini satıyor. Bu vahim bir durum” diyor…

Tabii daha da açmasını istiyoruz konuyu… Hakan Yiğit, öncelikle ilçenin en önemli özelliklerinden birisine dikkat çekiyor… “Buranın hem kuzeyde, hem de güneyde sahili var… Sahil şeridimiz çok uzun ve denizlerimiz özellikle de Kuzey’deki sahilleri oluşturan denizimiz çok güzel. Güney’de İzmir Körfezi’nin girişindeyiz. Yani turizmi itelemek, ötelemek gibi bir lüksümüz olamaz, olmamalı da zaten. Burnumuzun dibinde çok güzel adalarımız var. İskele’de ve Kuzey’de Demircili sahillerinde önemli tarihi alanlarımız var. Bakın bu ilçede dünya tarihinin ilk zeytinyağı işliği açığa çıkarıldı. Peki, burayı kim gezdi? Kaç kişi gezdi? İstatistiği bile yok… Çünkü gereken önemi vermiyoruz.  Dünyanın en önemli tarihi eserlerinden birisi bu… Ayrıca buranın zeytini, üzümü önemli. Bamyası enginarı var… Tarım alanları azalsa da, bunlar hala yapılıyor. Ama ben bu ilçeyi bir dönüm noktasında görüyorum.  Urla son kozlarını oynuyor. Sorumsuzca yapılacak hatalar bu ilçenin, beton yığınları ile dolmasına neden olacak” diyor…

Hepsi iyi de, ne yapmak gerekiyor?

Hakan Yiğit’e göre, Urla yeterince göç aldı… Bu göçe “Kaliteli göç” diyor… “Daha çok göç almamaya, daha çok bina, site yapmamaya, özen göstermeliyiz” derken, imara açılacak alanların özenle seçilmesi gerektiğini vurguluyor…

Hakan Yiğit’e göre, “deniz” çok önemli. “Burası bir deniz kenti. Her şeyden önce bunu kafamızın bir kenarına yazmamız gerekir. Bakın kocaman bir üniversite ve o üniversitede 7 bin kişinin üzerinde öğrenci ve personel topluluğu var. Göç alıyoruz almasına ama, bir üniversiteyi ilçemize entegre edemedik. Öğrenciler, şehrin merkezine gelemiyor…  Demek ki ciddi bir ulaşım sorunu var. Üniversite gençliği gelse ne olur, gelmese ne olur diye düşünenler de var. Üniversite gençliğinin ilçenin merkezine gelmesini sağlayan ilçeler ekonomik olarak büyüyen kentlerdir. Urla’nın geçmişine baktığım zaman denizin iyi kullanılmadığını görüyoruz. Bu koca sahiller, gençlerimizin iş bulma konusundaki tüm sıkıntılarını giderecek özelliklere sahip. Burnumuzun dibindeki adaları kullanamıyoruz, çünkü ilçemize bağlı değil…  Hastanenin çıktığı Karantina Adası üzerinde birçok oyun oynanıyor. Oranın yakında bir işadamına verilmesi ve Urla’dan soyutlanması an meselesi. Bakın bu ilçenin bir zamanlar ünlü tatil köyü şimdi özel turizm şirketi olarak faaliyet veriyor. Urla’nın içinde kurtarılmış bir bölge gibi. Kimse giremiyor. Sahiline insanları yanaştırmıyorlar. Orada ne olup bittiğini kimse bilemiyor. Karantina adası eli kulağındadır, gitti gidecektir. Hâlbuki bu ilçenin değerlerini ekonomiye kazandırmamız, gençlerimizin iş bulmak için ilçeyi terk etmesini önlemek zorundayız. Tamam… Tam turizm kenti olamayız, bu şansımız İzmir’e yakınlığımız dolayısıyla pek kuvvetli değil. Ama burası günübirlik turizm, sanat, kültür, tarihi zenginlikleri ön plana çıkan, tarımsal ürünleriyle öne çıkan bir ilçe olacaktır. Yani hepsi birden işlenecek, geliştirilecek, üniversitelerin çoğalacağı bir kent hayal etmeli.” diyor.

Şimdi gelelim Urla’nın en büyük sorununa… “Urla’nın en büyük sorunu zaten ne olacağını bilememesi durumudur” diyor Hakan Yiğit… Denizlerimize sahip çıkamamamız bir sorun… Tarım arazilerine sahip çıkamamamız bir sorun… Üniversitenin ilçeye entegre edilmemesi bir sorun. Ulaşım bir sorun. Ulaşıma denizin dâhil edilmemesi büyük sorun. Yapılaşmanın standartları olmaması sorun. Ben şunu üzerine basarak söylemek istiyorum, bilinçli bir yönetim buranın, bu ilçenin kendi ekonomisiyle refah içinde yaşamasına yeterlidir. Tarihi zenginliklerimizi sergileyebilmeliyiz. Adalarımızı kullanabilmeliyiz.  Buradan, Foça’ya, Çiğli’ye, Konak’a, Karşıyaka’ya, Alsancak’a deniz ulaşımı olmalı… Adaları ticari amaçla talan etmeden, talan ettirmeden kullanıma açmalıyız. Üniversite gençlerini barındıracak öğrenci otellerini desteklemeliyiz…” diyen Hakan Yiğit; belediye içinde de köklü değişiklikler yapacağını söylüyor… Nedir bu değişiklikler?

Bakın neler söylüyor:

“Öncelikle güler yüzlü belediyecilik anlayışını getireceğim.  Kimse belediyede işlerini halletmek için beklemeyecek. Halkla İlişkiler birimini, belediye başkanının fotoğraflarını, videosunu çeken bir birim olmaktan çıkarıp, gerçek halkla ilişkiler olarak çalıştıracağım. 24 saat vatandaşlar dertlerini anlatacak bir yetkili bulabilecekleri bir belediye ile tanışacaklar. Sorunları büyütecek değil, çözebilecek bir belediyecilik anlayışından söz ediyorum.

Herkesle barışık, herkesle arkadaş, herkesin ‘benim belediyem’ diyebileceği bir örgütten söz ediyorum.

Düzenli, alt yapısı tamamlanmış, bir kent ortaya çıkaracak, ciddi, sözünde duran, huzurlu, huzurlu olduğu kadar ekonomisi güçlenmiş bir ilçe vadediyorum.  Tertemiz, yeni geniş caddeleriyle, yeni yeraltı otoparklarıyla donatılmış, yürüyüş alanlarıyla, eğlence alanlarıyla, tarım alanlarıyla, tarihi zenginlikleriyle Egenin yıldızı olacak bir kent vadediyorum…”

 

Bütün bunların yanı sıra Hakan Yiğit’in bir önemli söylemi daha var…”İlk dönemde, benim hizmetlerimden bu ilçe memnun olmaz, beni istemezse, kesinlikle yeniden aday olmayı aklımdan bile geçirmeyeceğim. İkinci dönem istenirsem, üçüncü dönem, yerimi benden daha iyi çalışacak bir arkadaşa bırakmak için gayret sarf edeceğim. Söz veriyorum” diyor.

Ve Hakan Yiğit, belediye başkanlarının partisi olmalı mı sorusunu şöyle cevaplıyor:

“Olmalı tabii… Ben CHP’liyim… Belediye Başkanı olarak rozetimi çıkarıp atarım gibi absürt bir laf etmem. Ama şunu söyleyebilirim. Kendi partime nasıl saygı gösteriyorsam, diğer partilere bu saygıyı esirgemem. Diğer parti temsilcileri ile müşterek çalışmalar yapmaktan asla çekinmem, bunun için çaba da sarf ederim. Herkesin fikrine, değer veren, herkesten fikir alan, herkesin sevgisini kazanan bir anlayışımız olacak. Bir CHP’li belediye başkanının nasıl olması gerektiği konusunda örnek teşkil etmek en büyük amacımız. Demokrat, insan haklarına saygılı, sevecen bir yönetim olacağız. Yemeyeceğiz, haksızlık etmeyeceğiz. Yedirmeyeceğiz, haksızlık ettirmeyeceğiz. Torpil olmayacak. Yakınlar, hısımlar, ahbaplar, akrabalar kayırılmayacak. Vatandaş belediyede saygı görecek. Kimse sırada beklemeyecek. Vezne önlerinde durmayacak. Vatandaş çayını içerken işleri halledilecek. Böyle bir anlayışla görev yapmak istiyoruz”

Etiketler :
reklam
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
reklam
İLGİLİ HABERLER