SON DAKİKA

Egeekspress

ADALETİN TERAZİSİ ŞAŞMIŞ!

Bu haber 25 Ekim 2018 - 12:43 'de eklendi ve kez görüntülendi.
ADALETİN TERAZİSİ ŞAŞMIŞ!

ADALETE NASIL GÜVENECEĞİZ?

İZMİR ADLİYESİNDE HUKUK SKANDALLARI YAŞANIYOR

 

 

İzmir Adliyesi’nde inanılmaz olaylar yaşanıyor!

İnanılmaz davalar açılıyor…

İnanılmaz polis ifadeleri ortaya çıkıyor… Asılsız, mesnetsiz…

İnanılmaz iftiralar yaşanıyor!

Neden?

………….

Hani  Sayın Cumhurbaşkanı FETÖ yapılanması ile mücadele edecekti?

Hani devletin içindeki yapılandırmalar yok olacaktı?

Hani yargı bağımsızlığı Türkiye’nin vazgeçilmezi idi?

Hani mahkemelere, hakimlere, savcılara güven tesis edilecekti?

Hani polis devleti olmayacaktık?

Hani haksızlıklara, adaletsizliklere müsaade edilmeyecekti bu ülkede?

Öyle mi oluyor?

…………………..

Sadece İzmir Adliyesi’nde yaşanan birkaç zincir olay, gösteriyor ki;  hiçbirşey söylendiği ve görüldüğü gibi değil…

Ben bir gazeteciyim…

Görevim, yolsuzluklarla, haksızlıklarla mücadele etmek, toplumu aydınlatmak…

Yapabilir miyim?

Başıma geleceklere katlanmayı göze alırsam evet, yapabilirim…

Bunu yaparken kime güvenebilirim?

Devlete mi?

Devletin savcılarına mı, hakimlerine mi?

Evet! Gerçekte öyle olmalı…

Bir hukuk devletiysek, bu ülkede hukukun üstünlüğü tesis edildiyse…

Devletime, devletimin savcısına, hakimine sırtımı dayamalıyım.

Emin olmalıyım ki; onlar karşılarında kim olursa olsun doğruyu bulacaklar, hakkaniyetle karar verecekler!

Emin miyim?

Hayır!

Benim adliyeye güvenmemem için başımdan o kadar çok olay geçti ki; her biri ayrı skandal…  Ve bu skandalların, birer hukuk cinayeti olduğunu ispatlamak için ayrı bir uğraşa girmemiz, dev duvarları aşmamız gerekiyor! Anlamak istemiyorlar, görmek istemiyorlar, kimsenin yapılan haksızlıkları dillendirmesini istemiyorlar!

 

Dinleyin şimdi…

İzmir’de Mesut Sancak isimli birisi var!

Bu arkadaş, Çeşme’de turizm alanına otel ruhsatı ile rezidans yaptı… Bornova’da Aziz Kocaoğlu ağabeyi bir kalem oynatmak sureti ile bu arkadaşa milyonlar kazandırdı… Basmane çukurunu da bu kişi aldı…

Turizm  alanına, otel ruhsatı ile yaptığı evleri şakır şakır satıyor…

Haberini yaptım… Bir çok gazeteci arkadaşım da bu haberi kullandılar… (Mesut Sancak’a döneceğiz)

İzmir’de Erol Yaraş isimli bir gazeteci var…  Benim açımdan gazeteciliği tartışılır. Bu arkadaş, Fethullah Gülen’in davetlisi olarak Amerika’ya giden gazetecilerden sadece biri…

Ne zaman gittiler?

7 Şubat MİT Kalkışmasının ardından… Bu arkadaş, aynı zamanda Mesut Sancak isimli şahsın yakın dostu…  Kendisini iyi tanırım… Birlikte aynı çatı altında yıllarca çalıştık. Magazin fotoğrafçısıdır. Kariyerinin çoğu, plajlarda çıplak sanat fotoğrafları çekmekle geçmiştir.

 

Biz Amerika’ya giden gazetecilere bu gezinin niçin yapıldığını sormaya başladığımızda 15 Şubat Darbe  Girişimi henüz gerçekleşmemişti… Kimlerdi bu gazeteciler? Bazıları aklımda…  Erol Yaraş, Hamdi Türkmen, Deniz Sipahi, Ünal Ersözlü, şebnem Bursalı, Ufuk Türkyılmaz  ve birkaç kişi daha…  Biri de örgüt üyeliğinden  tutuklandı.

Yapılan bu gezinin organizatörü ise; melanet Yuvası Yamanlar Koleji idi…

 

Gazeteci, herkesle konuşur, her yere gider…

Ama bu gidişin, bu görüşmelerin finali, YAYINLANAN HABERLERDİR!

BU GÖRÜŞMENİN BİR GAZETECİLİK FAALİYETİ OLMASI İÇİN, ORTADA YAZILMIŞ HABERLER BULUNMASI GEREKİR!

Bunlar gittiler, Feto ile görüştüler, topluca fotoğraflar çektirdiler ve geri döndüler!

Feto ile ilgili tek satır haber yazmadılar…  Hem de hiçbiri…

Ama ne yaptılar?

Erol Yaraş başta olmak üzere Fetö vakıflarını öven yazılar kaleme aldılar… İzmirli işadamlarını Fetö vakıflarına yönlendirmek için, özendirici makaleler kaleme aldılar.

Hiç Feto’nun ismini geçirmeden… Belli ki orada bunlardan istenen şeylerden biri buydu…

 

Dahası, bu isimlerin bir çoğu ayrıca yine aynı organizasyonla Afrika’ya da gidip Fetö’nün okullarını denetlemiş… Bunu da ortaya çıkvardık, fotoğraflarını yayınladık. Dahası, Erol Yaraş ve Hamdi Türkmen isimli gazetecilerin  FETÖ örgütünün okulu Yamanlar Koleji’nin Gaziemir Şubesinin açılışında kurdele kestiğini ortaya çıkardık, fotoğrafını yayınladık.

Bu da mı gazetecilik faaliyeti idi?

Şimdi söyleyin bana; devletin içini çürütmüş bir örgütle bunca ilişki içinde olanlara gerçek bir gazetecinin “Siz ne yapıyorsunuz? Niye Feto ile bu kadar içli dışlısınız? Bu gezilere niye gittiniz? Niye tek satır yazmadınız?” diye sormalı mı, sormamalı mı?

 

Ben ve gazeteci Ender Coşkun sorduk…

Hem 15 Temmuz’dan önce, hem de 15 Temmuz’dan sonra defalarca sorduk…

Bize cevap vereceklerine Mesut Sancak isimli işadamının avukatlarını ve adliye-polis ilişkilerini kullanarak bizi korkutmaya çalıştılar…

Erol Yaraş ve Şebnem Bursalı şikayetçi oldu, A.Y.  isimli Savcı, beni ve Ender Coşkun’u yazılarımızdan dolayı operasyonla gözaltına aldırdı… 8 saat sorgulattı…

 

Oysa herkes Fethullah Gülen denen adama “Muhterem Hocaefendi” derken biz ona yazılarımızda “Eli kanlı imam” diyorduk. 1989 yılında Atatürk’ü piç ilan eden bir ansiklopedi hazırladıkları haberini yapan da ve o yayını toplatan da bizdik…

Tezata bakın!

 

Fethullah Gülen’i taaa Pensilvanya’ya kadar gidip ziyaret edip, bu ziyareti saklayan onlar… Taaa Afrika’ya gidip feto okullarını denetleyenler onlar… Fetöcü işadamlarıyla ilişkiler kuranlar onlar… Fetö vakıflarını övenler onlar… Fetö okulunun açılış kurdelesini kesenler onlar, gözaltına alınan biziz…

Erol Yaraş’a avukatlarını vererek savcıları ayarlayarak bizi içeri tıktırmaya çalışan Mesut Sancak’ın FETO’nun sağ kolu işadamı Ahmet Küçükbay’a polisin operasyon yapacağı haberini veren kişi olduğu da biliniyor. Bu şahsın FETÖcü işadamlarının toplantılarına da bolca katıldığı biliniyor. İddianamelerde var…

 

 

Biz  bunları yazdık diye, Mesut Sancak çık kızmış, avukatlarını görevlendirerek, bize kumpaslar kurulmasını istemiş… Savcı A.Y ayarlanmış, gözümüzü korkutmak için düğmeye basılmış.

Suçumuz; bir grup gazetecinin FETO ile görüşmek için Pensilvanya’ya neden gittiğini, bunların neden Afrika’ya kadar uzanıp okulları denetlediğini sormak!

Ayrıca Erol Yaraş isimli şahsın ne sebeple FETÖ Okullarının açılış  kurdelesini kestiğini sormak!

 

 

Bizi, Erol Yaraş ve Şebnem Bursalı’nın şikayeti ile gözaltına aldıran Savcı’ya dikkatinizi çekmek istiyorum… Adı A.Y…  Bakın bu isim karşımıza bir kez daha nasıl çıkacak!

 

Bu  ülkede Bank Asya’ya para yatırdığı için, Yamanlar Koleji’ne çocuk yazdırdığı için hayatı kararan insanlar olduğunu biliyorsunuz değil mi? Bunu da tutun aklınızda… Cumhurbaşkanının 15 Temmuz Darbe girişiminden sonra “Bildiğiniz tüm ilişkileri yetkililere bildirin” dediğini de yazın bir kenara… Fetöyü sileceklerini dillendirdiğini de unutmayın…

Erol Yaraş, Fetö iddianamesinde ismi bolca geçen Mesut Sancak’ı arkasına alarak, polis ve adliyedeki tanıdıklarına güvenerek, bize kötülük etme yarışına girdi… Gözaltına alınan bizler;

Savcı’ya  bunun bir FETÖ kumpası olduğunu anlatmaya çalıştık ama anlamamakta ısrarcıydı… Niye gözaltında olduğumuzu bile söyleyemediler bize… Eğer o gün, arkamızda en küçük bir pislik bulsalardı, şimdi hala içerdeydik… Bizi FETÖ ile ilişkilendirmeye çalıştılar… Olmadı, yapamadılar…

Tek suçumuz Mesut Sancak ve arkadaşları için yazı yazmamızdı…

 

Bizi gözaltına alan ve mecburen serbest bırakan savcı A.Y. iki gün sonra polisle aratarak bizi çay içmeye odasına davet etti…  Bir savcı neden gözaltına aldırdığı adamlarla çay içsindi ki?

Bu merakla gittik. Davete icabet ettik. Savcının amacı bizim bir daha böyle yazılar yazmamamızı sağlamaktı… Gözdağı verdi. Biz derdimizi anlatmaya çalıştık, dinlemedi. “Ben Fetöcü savcı değilim” deyip durdu…

Bu gözaltı bir hukuk skandalı idi…  Mesut Sancak’ın emrinde olan basın, konuya değinmedi bile… Arkadaşlarının haksız yere gözaltına alındığını yazsalar Mesut Sancak’tan gelen reklamları kesilecekti çünkü…

 

Daha da vahimi, savcılık, Erol Yaraş ve arkadaşlarının yazmadıkları ziyareti, Afrika gezilerini, Fetö okulunun kurdelesini kesmelerini, Fetöcü işadamları ile ticari ilişkilerini gazetecilik faaliyeti sayarak bizim yaptığımız şikayetlere takipsizlik kararı verdi…  Bu takipsizlik kararı ile şimdi Erol Yaraş bize  iftira davası açtı…   Biz ona hiçbir zaman FETÖCÜ demedik… Sadece sorduk… Neden?

Bu ilişkiye “Gazetecilik faaliyetidir” diyerek takipsizlik kararı veren hangi savcı ise, ona soruyorum; “Bunların Amerika gezisinden sonra yazdığı hangi habere bakıp bu katipsizlik kararının gazetecilik faaliyeti olduğuna karar verdin?”

Biz bu kadar aptal mıyız?

Susmadık!

 

Öyleyse bize daha büyük dersler verilmeliydi ki; kimlerle uğraştığımızı bilelim…

………………..

Adaletin terazisi doğru tartmıyordu… Mesut Sancak’ın Çeşme’de turizm alanına rezidanslar yapıp sattığını ve bunun nasıl olduğunu soruyorduk… Biz kimdik ki; Mesut Sancak’ın yasa  dışı iş yaptığını sorgulamak kim…

 

Dakikalar içinde yayınlarımıza durdurma kararları çıkarttılar… Mahkemeler haberlerin doğru olup olmadığını araştırma gereği bile duymadılar… Yazıyoruz iki saat sonra haberlerimize yayın yasağı geliyor. Türk yargısı hiç bu kadar hızlı işlememişti. Biz ne hikmetse, hakim ve savcıların o hızlı anlarına denk gelemedik. Bir dilekçemizi kabul ettirmemiz hep günlerce sürdü.  Gözaltına alındığımız dosya, aradan üç yıla yakın zaman geçmesine rağmen ortada yok… İftira davası açacağız ama bir türlü sonuçlanmıyor! Ne takipsizlik kararı verebiliyorlar ne de dava açabiliyorlar!

 

Bununla birlikte Mesut Sancak boy boy gazete ilanları vererek kendisinden reklam isteyen ama alamayan gazetecilerin yalan haber yazdığını iddia ediyordu… Halbuki bir gerçek vardı, Mesut Sancak ile bizim bir telefon konuşmamız bile yoktu…

 

Ve bu haberleri yapan gazetecilerden Temiz İzmir Derneği Başkanı Nivent Kurtuluş, Mesut Sanc ak’ın telefonla inanılmaz bir tacizine uğradı. Mesut Sancak dernek başkanı ve Gaze-Temiz internet sitesinin sahibi Nivent Kurtuluş’u tehdit ediyor, ana avrat küfürler savuruyordu. Kurtuluş şikayetçi olmak üzere karakola gitti. Orada Mesut Sancak tekrar aradı ve polisler de hakaretlerini dinledi…

 

Bu arkadaşa Nivent Kurtuluş’un tehdit ve hakaretten yaptığı şikayet zorla, dava konusu oldu.  Bizim yayınlarımıza dikikalar içinde erişimm yasağı koyan mahkemeler bize gelince kaplumbağa oluyordu.

 

Mesut Sancak, atağa geçmişti. Çeşme rezidansını haber yapan Sözcü Gazetesi Muhabiri Gökmen Ulu, Cumhurbaşkanı’nın tatil haberinden dolayı  tutuklandı. Bu tutuklamanın ardından bir gece, Mesut Sancak sekreterimi arayarak “Sıra onlara geldi.  Yapacaklarımı göreceksiniz. Birini içeri tıktırdım sıra onda” diyerek tehditler savurdu.

Bizi hapse attıracağını iddia ediyordu… Polis müdürleriyle ve adliye ile işi bağladığını anlatıyordu.

Ve bir süre sonra gazeteciler Gasp bürosuna çağırıldılar.

Şaşırmıştık… Gasp bürosunda bizim ne işimiz olurdu?

Mesut Sancak benden Nivent Kurtuluş’tan ve iki gazeteciden daha şikayetçi idi. Şikayetçiler arasında hiç tanımadığımız işadamları vardı… Poliste ifade vermişler bu ifadelerinde bizi “şantaj” ile suçluyorlardı.  Ama ben şahsen hiçbir şikayetçiyi ve şahidi tanımıyordum. Onlar ise poliste beni tanıdıklarını beyan etmişler, atıp tutmuşlardı.

Benim hiç birisi ile bir telefon görüşmem dahi olmamış, aynı ortamlarda bile bulunmamıştık… (İsimlerini yazamıyorum, çünkü yargılandığımız mahkemenin hakimi, garip bir şekilde yayın yasağı koydu… Ama onlar yayın yasağına rağmen bizi gazetelerde karalamaya devam ediyorlar)

Şimdi yukarıda “Bu isme dikkat edin” demiştim…

Savcı A.Y.

İşte bu soruşturmanın savcısı da bu isimdi… Ama o sırada terör savcısı idi… Sonradan görevinden alındı… Terör savcısının bu soruşturma ile ne alakası olabilirdi?

 

Savcı A.Y.  hakkımızda dava açmaya o kadar meraklıydı ki; savunmalarımızı bile almadan bir iddianame hazırlayıp davanın açılması için mahkemeye başvurdu. Dahası, hazırladığı iddianameyi, hemen aynı gün Mesut Sancak ve ona yandaşlık eden gazetelere servis ettiler. Fotoğraflarımızı basarak “İzmirli işadamlarına şantaj” başlığı ile haberler yaptırıp itibarımızı zedelediler…

Fakat; dosya o kadar içeriksizdi ki;  mahkeme iddianameyi geri gönderdi…

Savcı A.Y ve basına servis edilen suçlama havada kalmıştı. Savcı, bu kez ifadelerimizi almak istedi. Bizi çağırdı. Gittik…

Çirkin bir KARŞILAMA,  yanlı bir duruş, terbiye sınırlarını zorlayan bir tavrı vardı…

Olayı anlatmaya çalışırken ifademizi yarım kesip; “Bunları mahkemede anlatırsınız” demişti.

Peki madem olayı anlamak istemiyordu da bizi niye çağırmıştı?  Dosyayı usulen tamamlamak için! Bir savcı, ifade vermeye gelen kişilere “Bunları mahkemede anlatırsınız” diyebilir mi?

Derse, o savcının tarafsızlığından şüphe duyulmaz mı?

 

İfadesi alınanlardan birisi de; Ahmet Doğandı… Ben bu arkadaşı hiç tanımıyordum. Savcı, Onu içeriye çağırdı… Avukatı dışarı çıkartıp özel görüşmek istediğini söyledi. Biz dışarıda beklerken içeriden kavga sesleri geliyordu… Avukat içeriye girdi…

Sonradan anladık ki; savcı Bey, bir hanım avukatla gönül ilişkisi yaşadığının anlatılmasından rahatsızlık duymuş… Hanım avukatı Ahmet Doğan’ın yanından aramış,  “Şimdi bizim için konuşan şahıs yanımda. Ne söylemişti bu?” gibilerinden bir konuşma yapmış. Bu konuşmanın saati, günü belli…

Peki A.Y adlı  Savcı, Ahmet Doğan isimli şahsın, kendisi hakkında konuştuğunu nereden duymuştu?

Tabii ki; telefon dinlemelerinden…

Savcı Bey; Mesut Sancak’ı memnun etmek için, hakkımızda bir de rüşvet suçundan soruşturma açmış, üç ay boyunca telefonlarımızı dinlemişti… Hukuk skandalına bakar mısınız?

Ama rüşvet suçundan bir delil elde edemediği için, o soruşturmadan takipsizlik kararı vermiş, ama şantaj’dan dava açmıştı…

Peki biz nasıl rüşvet alabiliriz?

Rüşvet alabilmemiz için öncelikle kamu görevlisi olmamız gerekirdi. Telefon kayıtlarının imha edileceği bildirildiğinde itiraz ettik. Konuşmamızda aksi deliller olduğunu, bildirdik. Çünkü bizzat A.Y’nin bu işi nasıl yaptığı konusunda çok görüşmelerimiz olmuş, adaletin ne hale getirildiğinden çok yakınmıştık.  Görüşme kayıtlarımızı imha ettiler. Oysa Savcı A.Y hakkında ilginç bulgularımızı paylaşmıştık o görüşmelerde. Ama suç unsuru yoktu…

Kayıtları imha ettiler!

Ve davayı sayın savcı ite kaka açtı…

Mesut Sancak ve Erol Yaraş adlı kişiler, durmadan basında bizi şantajcı, iftiracı diye lanse ederlerken; biz kendimizi savunmak için en küçük bir haber yapamadık. Çünkü mahkeme hakimi yayın yasağı koydu… Bu duruşmalarda yaşanan hukuk skandallarını ise aynı sebeple, yayın yasağı nedeniyle yazamıyoruz… Bir çok kez şikayetçilerin yayın yasağı istemelerinin doğru olmadığını esasen bizim durumumuzda yayın yasağı isteneceğini hakime anlatamadık. Hiç dinlemedi. Yayın yasağı sürüyor.

Şunu söyleyebilirim… Mesut Sancak dahil, diğerleri benimle hiçbir ilgileri olmadığını, polisteki ifadelerinde benim adımı hiç zikretmediklerini itiraf ettiler. Peki benim ismim bu davada niçin vardı ve ben niye yargılanıyordum?

Duruşma hakimi, delil olmayan dosyayı ne yaptı biliyor musunuz? Çıkan haberlerde şantaj olup olmadığının tespiti için bilirkişiye gönderdi… Dosyada delil yok ama, belki yazılar için olumsuz bir rapor almayı başarabilirler beklentisi değilse bu, ne? Oysa şantaj suçu, somut delillerle ispatlanır. Hiç kimse yazarak şantaj suçu işleyemez!

 

İşte İzmir adliyesinde böyle oyunlar oynanıyor… Bu görünenin sadece bir ucu…

Şimdi soruyorum;  bu vatandaş, bu gazeteci adaletin mülkün temeli olduğuna nasıl inanır ve nasıl adliyelere güvenir? Nasıl görev yapabilir?

Etiketler :
reklam
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
reklam
İLGİLİ HABERLER