SON DAKİKA

Egeekspress

AH ŞU YOBAZLIK

Bu haber 21 Kasım 2018 - 10:19 'de eklendi ve kez görüntülendi.
AH ŞU YOBAZLIK

 

HALİFE KİM ?…

 

 

Değerli Okurlarımız,

 

Son zamanlarda sosyal medyada paylaşılan bir konu var. Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılsın mı kapatılmasın mı ?

Öncelikle kişisel düşüncem kapatılmamasından yana. Çünkü Bu kurumun kuruluş nedenleri bugün halen geçerli bence. Birkaç tane meczup ileri geri konuşuyor diye bir kurumu karalamak bir yana o kurumun kapatılmasının doğru olmadığını düşünüyorum.

Sosyal hayatın vazgeçilmez bir unsuru olan dine dair işlerin yürütülmesi için kurumsal bir yönetimin varlığı zorunludur. Bu amaçla kurulan Diyanet İşleri Başkanlığının teme görevi din konusunda toplumu bilgilendirmek ve aydınlatmaktır. Sapkın din anlayış ve uygulamalarının da bu şekilde önüne geçmek ve ibadet yerlerini yönetmek de hedeflendiği içindir ki tekke ve zaviyelerin kapatılması yönündeki uygulamanın hemen ardından kurulmuş olması da bu konudaki düşüncemi teyit etmektedir.

Malumunuz Diyanet İşleri Başkanlığı doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlıdır. Kuruluşu ile birlikte Cumhurbaşkanlığına bağlanması ise tesadüfi değil hatta anlamlıdır. Çünkü din politikanın ülke siyasilerinin dışında tutulmuştur. O dönemde Cumhurbaşkanının da bir siyasi kimliği olmaması sebebiyle Cumhurbaşkanlığına bağlanmış olduğu kanaatindeyim.

 

Geldik günümüze,

Günümüzde Cumhurbaşkanı siyasi kimliği olan biridir.

Günümüzde Cumhurbaşkanı tarafsız biri de değildir.

O halde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafsız bir kurumun yönetiminde değildir.

Şimdi daha önemli bir konuyla bağlantısını kurmak istiyorum

Diyanet İşleri Başkanı kimdir ?

Diyanet İşleri Başkanı Ali ERBAŞ, Fethullah GÜLEN Şeytanının (Hani Cumhurbaşkanımızı bile kandırmayı başarabilen), KADİP(Kültürlerarası Diyalog Platformunun) Yönetim Kurulunda görev yapmış birisidir. Yine Fetö’nün Abant Toplantılarına katılan birisidir. Yine Fetö’nün Kimse Yokmu Derneğinin gönüllülerindendir. Hatta Fetö’nün bir numaralı adamı olan Adil ÖKSÜZ’ün doktora tezini onaylayan Jürinin üyelerinden birisidir.

Biz ne yapıyoruz oysa Fetö/PDY Terör örgütü ile devlet olarak mücadele ediyoruz değil mi ?  Tabiiki güya demeyi unutmadım.

Öte yandan Kadir MISIROĞLU’na gelelim. Diyanet İşleri Başkanı zat kendisini ziyaret ettiğinde O’na “…Diyanet İşleri Başkanı…” demeyip “…Şeyhülislam ziyaretime geldi…” diye hitabeden kişi… Kim bu adam bu kadar değerli… Bir Diyanet İşlerinin Başkanının ziyarete gidecek kadar değeri ne acaba… Biraz da bunu kurcalayalım dilerseniz.

Bu zat, yazar, avukat, tarih araştırmacısı ve gazeteci… Bildiğim yönleri bunlar… Ama en önemli yönü ise “…keşke Yunan kazansaydı…” “… bir Müslüman Atatürk’ü seviyorum derse ya ahmaktır ya da sahtekar…” daha neler neler demekten çekinmeyecek kadar adi, Atatürk ve Laiklik düşmanı, Cumhuriyet düşmanı bir ahlaksız.

Evet Diyanet İşleri Başkanımız Ali ERBAŞ bu adamı, böyle bir adamı ziyarete gitmişti hatırlayınız…

Öte yandan bir bakıyoruz ki AKP Beyoğlu Belediye Başkanı İlahiyatçı Ahmet DEMİRCAN “… Cennetlik erkekler cennete vücutları kılsız, yüzleri sakalsız, gözleri sürmeli olarak gireceklerdir…” diyor.

Bir başka kendisini din adamı olarak tanıtan biri (Cüppeli Ahmet Hoca) kalkıp “… cennetteki bakire hurilerden hergün 70 tanesinin cennetlik erkeklere armağan edileceğini söylüyor…”

Bu yobazlar gibi güya insanların sayısını örnekleriyle çoğaltabileceğimiz gibi yaptıkları açıklamaları da burada saymakla bitmeyeceğini takdir edersiniz.

İşte Diyanet İşleri Başkanlığının kurulma nedenlerinden birisi de örneklerini verdiğimiz yobazlar gibi insanların ortaya çıkarak temiz ve namuslu Müslümanların din duygularını sömürmelerini engellemek, onları din konusunda yanlış sapmalara yöneltmelerine engel olmaktı. Çünkü Kur’an Türkçe değildi. Kur’an Arapça idi ve ülkemizde yaşayan Müslümanların büyük bir bölümü de Arapça bilmiyordu. Dolayısıyla ülkemizdeki Müslümanların büyük bir kısmı Kur’anı okumuyor, okusa da anlamıyordu. Bu nedenle ülkemizde inanç sömürüsünün olmaması, insanların doğru bir şekilde inancalarını yaşaması, dinsel sapmalardan uzak tutulması, ibadet edilen camilerin bu şekilde yönetilip denetlenmesi amacıyla kurulmuş bir kurumun bugün de hala aynı ihtiyacın bir gereği olduğunu unutmamak gerektiğini düşünüyorum.   Bu durumda Diyanet İşleri Başkanlığının kapatılmaması gerektiğini bir şekilde vurgulamak istiyorum.

 

Peki Diyanet İşleri Başkanlığında yukarıda sadece birkaç tanesini sayıp döktüğümüz konular bile birilerini harekete geçirmesi gerekmez mi diye düşünmüyor değilim. Ama kimsenin harekete geçtiği yok.. Harekete geçmesi gerektiğinden bahsederken kimlerin harekete geçmesi gerektiğini de sanırım açıklamaya gerek yok. Geçmez. Çünkü hepsinin ortak amacı aynı.

 

Konunun ardında yatan gerçek ise Mustafa Kemal’e olan düşmanlıktır. Cumhuriyete olan düşmanlıktır. Laiklik düşmanlığıdır. Mevcut rejimi bugüne kadar uğratılan tahribatlarla yetinmeyerek tamamen yıkıp yerine Suudi modeli bir İslam devleti kurma hedefleri vardır. Oysa bilmedikleri ya da gözardı ettikleri bir gerçek vardır. Türk İslam Kültürünün özünde Allah sevgisi vardır. Suudi İslam Kültürünün özünde ise Allah korkusu vardır. Bir kere her iki toplumun kültür yapısında özde çelişkiler vardır.

 

İşte Fethullah GÜLEN şeytanı ile ilgili bir anekdot daha. Bunca servetin sahibidir. Müslüman olduğunu söyleyerek yaşam sürdürmektedir. Nice Müslümanları da böylece kandırmaktadır. Acaba bu kadar servete rağmen Hac görevini yerine getirmiş midir ? Hemen cevabını veriyorum… Fethullah Gülen Hac görevini yapmamıştır. Yapamaz da. Çünkü Suudi İslam Kültüründe tarikat ve cemaatlere yer yoktur. Her kim ki cemaat ve/veya tarikat mensubudur. O kişinin Katli vaciptir. Hadi Fetö Hac görevin için Suudi Aarabistan’a gitsene… Mekke, Medine seni bekliyor.

 

Ama yukarıda da açıkladığım gibi ortak hedefleri Suudi modeli İslam devletidir.. Bu hedeflerine ulaşmak içinde din üzerinden siyaset din üzerinden ticaret ve din üzerinden örgütlenme faaliyetlerini Cumhuriyetimizin ilk yıllarından bu yana sürdürmüş ve halen dahi sürdürmektedirler.

 

Şimdi sorsak dünyanın demokrasiyi belirleyen ilk yazılı metni nedir diye. İnanıyorum ki her kafadan farklı bir ses çıkar.

Kimisi derki 1789 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Kimisi derki 1415 Magna Carta Anlaşması, Kimisi 1961 TC Anayasası der. Kim bilir kimler ne der ne der…

Bana sorarsanız hepsinden en eski yazılı metin Kur’an derim.

Kur’an ne diyor bakalım. “…Muhammet son Peygamberinizdir…” diyor…

Peygamber kimdir ?

İki sıfatı olan birisidir. Birisi yönetendir. Diğeri Allah ile Kulları arasında elçilik görevi olan birisidir.

Yani Kur’an diyor ki “…bugüne kadar size çooook peygamber gönderdim. Bu kadar Peygamberi tanıdınız. İyi güzel ve doğru olanı tanıdınız. En azından tanımış olmanız gerekir. Muhammet son Peygamberinizdir. Artık size Peygamber göndermeyeceğim. Yöneticilerinizi kendiniz iyi güzel ve doğru insanların arasından kendiniz seçin…”

 

Peygamberin diğer vasfı da Allah ile Kulları arasındaki elçilik görevi idi.

 

Yani Yüce Yaratan diyor ki “… ben bundan böyle kullarımla aramda o ulvi görevi üstlenmiş peygamberleri bile artık elçi olarak kabul etmiyorum. Kullarım yaptıkları ya da yapacakları amellerinden dolayı bana doğrudan hesap vereceklerdir…”

Öyleyse cemaatler, tarikatlar kim oluyor, Diyanet İşleri Başkanı kim oluyor, Şeyhülislam kim oluyor. Hele hele kendilerini din adamı diye tanıtan o yobaz kafalı geri zekalılar kendilerini ne sanıyorlar…

Ama din simsarlığı almış başını gidiyor… Aydınlarımız, biraz konu hakkında bilgilenmiş insanlarımız neyse de eğitim düzeyi çok zayıf olan insanlarımızın inanç değerleriyle nasıl oynanıyor gözümüzün önünde hep birlikte görüyoruz.

Elbet birileri bir gün ortaya çıkıp bunlar gibi yobazlara haddini bildireceklerdir.

 

Bende kalkıp buradan son İslam Halifesi ilan edeyim mi kendimi ? Ne dersiniz ?

 

Esen kalınız.

 

 

Etiketler :
reklam
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
reklam
İLGİLİ HABERLER