SON DAKİKA

Egeekspress

ÇAĞDAŞ TÜRKİYE’Yİ GÖRECEĞİZ EMİN OLUN!

Bu haber 27 Kasım 2018 - 22:04 'de eklendi ve kez görüntülendi.
ÇAĞDAŞ TÜRKİYE’Yİ GÖRECEĞİZ EMİN OLUN!

 

 

 

Değerli okurlar,

 

Bugün biraz siyaset söyleşisi yapalım istedim.

 

Ülkemizde siyasi konjonktürün seçim öncesi geldiği aymazlıklara tanık oldukça hakikaten ülkemizin, ulusumuzun ve bireylerimizin gelecekleri konusunda uzun bir süreden beri var olan kaygılarım daha da arttı.

 

Bir tarafta adalet mekanizmasının giderek ve bilerek çökertildiği, mekanizmanın tamamen iktidarın sopası haline getirildiği bir ortamda insanlarımızın adalet arayışı içinde olduğu, eğitimin yetersiz kaldığı, yurttaşlık bilincinin yok edilerek ülkemizde yaşayanların kültür erozyonuna maruz bırakıldığı, din duygularının inanılmaz derecede sömürülmesine göz yumulduğu bir yönetim anlayışının sürdüğü egemenliğin artık ulusun ve bireylerin sabrını da taşırır hale geldiği bir ortamdayız.

 

Sivil toplum örgütlerinin (barolar, meslek odaları, basın v.b.. gibi) verdikleri çabanın yetersiz olduğu, polis devletinin, yaşamı faşizm sınırlarında kadar dayandırdığı bir ülkenin yurttaşı olarak daha ne kadar susacağımızı da merak ediyor haldeyiz.

 

Seçim ittifakları konusundaki siyasi paslaşmalardan tutunuz da aday belirlemelerde insan kayırmacılıklarının yanı sıra kendi partisinin ilkelerinden ödün veren siyasi partiler, trajikomik hale gelmiş liderler, suskunlar, aydınlarımızın yönetimde yer almamaları gibi gibi daha bir çok olumsuzluklara tanık oluyorken seçim günü geldiğinde oy pusulası hırsızlığından tutunuz da, daha önceki seçimlerde de yaşadığımız gibi siyasi her türlü manevraları da bekler hale geldik.

 

Bir taraftan FETÖ/PDY örgütü ile mücadele ediliyor görüntüsü verilirken, bu örgütün asıl elebaşlarının ya ülkeden kaçmasına göz yumulduğunu, ya da hiç yokmuş gibi davranıldığını biliyoruz.

Fethullah GÜLEN’i Amerika’nın iade etmeyeceğini de biliyoruz. Çünkü Amerika Fethullah GÜLEN şeytanı sayesinde kendi ülkesinde pazarlanmasına izin vermediği ürünleri bu örgütün şirketleri aracılığı ile dünyanın dört bir yanına ihraç ederek milyon milyon Dolar rant elde ediyor! Üzerine vergi de alıyor!

Bu ülke Fethullah GÜLEN’i iade eder mi? Eğer AKP’yi bitirmek isterse ancak o zaman…

Çünkü Fethullah GÜLEN ülkemize iade edilir, yakalanır ve hakkındaki soruşturmada ifadesi almaya başlandığında AK Parti içerisinde olan birçok kişi ile ilişkilerinin bütün boyutlarını açıklamaya başlar. O halde Fethullah Gülen’in Amerika’dan Türkiye’ye iadesi isteniyor söylemlerinin çok da inandırıcı gelmediğini söyleyebilirim.

 

Hatta duyumlarımız doğru ise birçok FETÖ/PDY suç örgütü üyesinin halen başka bir tarikatın mensubu görüntüsü altında gizlenmeye çalışıldığı, devlet kadrolarına FETÖ’ den sonra başka bir tarikatın mensuplarının yerleştirilmeye başlanıldığı söylemleri giderek artmaktadır. Menzil tarikatı mensuplarının Sağlık Bakanlığı kadrolarına yerleştirildiği yönünde ciddi duyumlar alıyoruz.

 

Geçmişe biraz geri gittiğimizde önceki Türk Ceza Kanununun 141 ve 142. Maddeleri sosyal bir sınıfın diğer bir sosyal sınıf üzerinde tahakküm kurması vs. ile başlar, komünizm propagandasına varıncaya kadar suç olarak kabul edilirdi.  Avrupa Birliği, üyeliğimizin kabul edilebilme şartı olarak bu maddelerin kaldırılmasını istedi. Çünkü Örneğin İtalya’da komünizm propagandası yapmak değil suç olmak; alkışlanan bir durum. Bir Türk gidecek İtalya’da komünizm propagandası yapacak alkışlanacak, bir İtalyan komünisti Türkiye’ye gelip komünizm propagandası yapacak hooop adamı suç işledi diye cezalandıracağız.

Böyle eşitlik olmaz diyen Avrupa Birliği önce bu maddeleri kaldır diye diretince hemen kollar sıvandı tabii ki! O aşamaya gelindiğinde Erbakan Hoca, bensiz olmuyor değil mi o halde 141 142 kalkacaksa 163 de kalkacak. Yoksa ben yokum diyerek baskıyı yapınca 141 ve 142. Maddeleri kaldırmak uğruna biz 163. Maddedeki din istismarcılığını, tarikatçılığı, nurculuğu vs. de suç olmaktan çıkardık.

İşte ne olduysa ondan sonra başladı… Din istismarcılığı, din tacirliği… Bugün ise ülkemizde din aşağı din yukarı olduk. Din kavramı yaşamımızın her noktasına bu güne kadar görülmemiş boyutlarda hurafelerle işlendi. Hala da hızını kesmeyi düşünmüyor bunu yapanlar. Yöneticiler ise bu duruma susarak göz yumuyor. Kılık kıyafetimizden tutunuz, yemek yeme kültürümüzden geçiniz, araba kullanma kültürümüze varıncaya kadar Arap kültürü pompalandı durdu.

 

Ulusal kültürümüzde son derecede önemli yeri olan başta Atatürk olmak üzere insani değerlerimize, ulusal mülklerimize, tarihsel değerlerimize, anılarımıza, sanat eserlerimize, parklarımıza fütursuzca saldırılar yapıldı. Bunlara karşı da susuldu, göz yumuldu.

 

Sosyal Medyada son birkaç günden beri yankılanan bir haber var. Sabah Gazetesi yazarlarından Salih TUNA, yerel seçimlerde AKP ve MHP’nin oy kaybetmesi durumunda iç savaş çıkacağını belirtiyor.

 

Ben iç savaş çıkar mı çıkmaz mı diye düşünmek bir yana böyle giderse birkaç yıl içerisinde uğrunda savaşılacak bir vatanımızın kalmayacağından endişeliyim. Buyursun gelsin iç savaş. Kaçanın canı çıksın.

 

Yine sosyal medyadan yaptığımız bir alıntıya göre. Bir mafya lideri Adapazarı İlimizde AKP tarafından belediye Başkan adayı yapılmış. Ahkam kesiyor, “ Kim ki Reise söz söyler canını alırız.” diyor!  Hadi yaa… korktuk mu?

 

Sevgili okurlar,

 

Destursuz bir şekilde  sarf edilmiş bu sözün altında yatan gerçek, yandaş medyanın iktidar ağzıyla ulusumuzu tehdit etmesinden başka bir şey değil.

 

Devleti temsil edenler yarattıkları korku imparatorlukları sayesinde gücünü koruyabilmek adına halkını, ulusunu, bireyini tehdit ediyor. Devlet kendi ulusunu tehdit eder mi arkadaşlar? Bu nasıl bir siyaset kültürüdür. Bu tür bir siyaset kültürü ancak ve ancak zorba iktidarlarda var olabilir. Böyle yapacaklarsa ve cesaretleri de varsa seçim falan yapmasınlar.

 

Yıllardır ülkemizde siyasi otoriteyi kuran Ak Parti iktidarlarının bu güne kadarki icraatlarının sonuçları ortada. İşsizlik Cumhuriyet tarihimizde görülmemiş boyutlara ulaşmış, buna bağlı olarak gerçekleşen enflasyonun baskısı altında ezilen bir halk duruyor karşımızda. Ülke ekonomisinin tarıma dayalı olmasına rağmen çiftçimizin, köylümüzün üretim yapmadığı, yapmaktan da kaçındığını  çünkü, sürekli zarar ettiğini biliyoruz.  Çiftçimiz  yaşam mücadelesini malını mülkünü satarak sürdürmek zorunda kaldı. Çünkü devlet tarafından desteklenen bir üretim politikası hiçbir zaman oluşturulmadı.

 

Esnaf mı? Kan ağlıyor. Almış olduğu kredilerin baskısı altında ezileninden tutunuz, yaşamı için sermayeden kullanandan geçiniz, el sanatını yürüttüğü alet edevatını satarak gün kurtarmaya çalışanına varıncaya kadar.

 

İş adamlarına sorduğunuzda onların kesiminde de ekonomi hiç de iç açıcı değil… Önlerini göremedikleri için yeni yatırımları bırakınız, küçülme hedeflerine yönelmiş durumdalar. İşçi çıkarmak suretiyle dengesini korumaya çalışan firmaların sayısı her geçen gün artmaktadır. Yatırımlar durmuş vaziyette şu anda…

 

Haber kaynaklarına göre 430.000 firma iflas etmiş ve iflas eden firmaların sayıları da giderek artar durumda… Dahası kredi ve piyasa borçlarını erteleyerek ekonomik rahatlığını korumak için konkordato ilan etmeyi tercih eden firmaların yasanın tanıdığı bu hakkı kötüye kullandıkları var olan borçlarından faizleri sildirerek yıllara sari şekilde borçlarını taksitler halinde ödeme yolunu seçerek ekonomiye inanılmaz zarar verdikleri biliniyor olmasına rağmen yasanın sağladığı bu olanağın kötüye kullanımının önüne geçilmemektedir. Yasaların kötüye kullanımının en bariz örneği olarak verdiğim bu örnek dışında daha bir çok örneği verebiliriz.

 

Ülkemizin geleceğinin teminatı çocuklarımız ve gençlerimizin geleceklerinden duyduğumuz kaygıları burada bir bir saymaya zaman yetmez. Ancak kişi başına düşen milli gelir konusundaki hakça olmayan bir paylaşımın sosyal adalet dengelerini bozduğu bir toplumda çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceklerinden endişe duymakta haklı değil miyiz?

 

Sayıları bir milyonu aşmış emeklilerimiz yaş sınırına takılarak kaynak bulunamadığı için mağdur durumdadırlar. Sebep kaynak yokluğu olarak açıklanırken devlet kasasından gereksiz harcamalarda sınır gözetilmediğine de tanık oluyoruz. Oysa bu kadar yurttaşımızın mağduriyetinin önlenmesi için kaynak yaratılması hiç de zor değildir.

 

Haksız ve hukuksuz olarak gerçekleştirilen işten çıkarmaların nedeni tartışmak bile istemiyorum.

 

Uluslararası ilişkilerde, sınır komşularımızla son derecede başarısız bir dış politikanın sonucu olarak uluslararası itibarımız tamamen yok olmuş bunu fırsat ilen emperyalist ülkeler gözünü ülkemize dikmiş durumdalar.

 

Ülke toprakları yabancılara adeta peşkeş çekilircesine satılmış, özelleştirme olanakları da kötüye kullanılarak ulusal kaynaklarımızın çok büyük bir bölümü yabancıların eline geçmiştir.

 

Yandaş medya ve yandaş olmayan medya olmak üzere ikiye ayrılmış olan basın nedeniyle yandaş medya devlet desteği ile ekonomik olarak güçlendirilmiş, yandaş olmayan medyaya baskı unsuru haline getirilmiş;  bireysel özgürlükler, temel hak ve özgürlükler  tamamen ortadan kaldırılmış, kişilerin siyasi veya sosyal amaçla örgütlenme özgürlükleri sivil itaatsizlik olarak nitelendirilerek suç olarak lanse edilir hale gelmiştir.

 

Suçun tanımını bile bilmeyen yargıç ve savcılar adliyelerde görevlendirilmiş, bilseler ne olacak emirle icazetle görev yapar hale getirilmişler dolayısıyla da kişilerin hak arama özgürlükleri de tehlikeye düşürülmüştür.

 

Öyle bir hale gelmişiz ki ana muhalefet partimizin yöneticileri muhalefet görevlerini yerine getirmekten korkar olmuşlar, ya da menfaatleri uğruna iktidara çanak tutar hale gelmiştir.

 

Son 40 yıl gibi bir zaman önce başlatılan bu süreç son onbeş yılda artık hızını kesmeyen bir hal almış ve artık katlanılmaz bir boyuta gelmiştir. Ülkede üretim yok, yatırım yok, işsizlik had safhaya ulaşmış, enflasyon almış başını gider olmuş,  can ve mal güvenliği kalmamış, hukuk yoluyla hak arayışları umutsuzluğu körükler hale gelmiş, eğitim ve sağlık konusunda yurttaşlarımızın eşitsizlikleri karşısında sosyal denge bozulmuş, zengin ile yoksul arasındaki uçurum daha da derinleştirilmiş, ülkenin kaynakları tamamen ya yok edilmiş ya da yabancılara teslim edilmiş bir ülke durumundayız!

 

Bizim ülkemiz bir demokratik ülkedir.

 

Bu ülkede demokrasinin kurallarına ait taşlar yerinden oynatılmıştır. Ama gün gelecektir. Çok yakında sayılı diyebileceğimiz kadar yakında demokrasinin temel taşları yerine oturtulacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Eskiden  “… birisi çıkar masaya bir yumruk vurur…” şeklinde söylemler duyardık. Hayır arkadaşlar. Masaya vurulacak yumrukla falan değil. Demokrasinin tüm kurallarının işler olduğu bir düzlemde gerçek demokrasiyi kurup koruyacak, Cumhuriyetin temel ilkeleriyle sahiplenecek bir devlet anlayışının egemen kılınması yalnızca halkın halk için yönetildiği değil halkın halk için ama halkla birlikte yönetileceği bir yönetim bu ülkede egemen olacaktır. Bundan hiçbir zaman kuşkunuz olmasın.

Bu ülkenin bir tane Mustafa Kemal yetiştirdiğini düşünenler gün gelir Milyonlarca Mustafa Kemal’i karşılarında gördüklerinde ne yapacaklarını cidden çok merak ediyorum.

Çağdaş Dünyanın, Çağdaş Türkiye’sini elbet göreceğiz…

Unutulmasın ki; bu ülke asla sahipsiz değil… Bu ülkede Cumhuriyetimiz’in yılmaz bekçisi daha nice Mustafa Kemaller var…

Esen kalınız….

 

Etiketler :
reklam
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
reklam
İLGİLİ HABERLER