SON DAKİKA

Egeekspress

SAVCISI BAŞBAKANDI, DAVACISI HAKİM!

Bu haber 03 Aralık 2018 - 18:47 'de eklendi ve kez görüntülendi.
SAVCISI BAŞBAKANDI, DAVACISI HAKİM!

SAVCISI BAŞBAKAN

DAVACISI HAKİM OLAN

BİR DAVA BİTİYOR.

 

Değerli okurlarım,

Türk siyasi ve yargı tarihine not düşülebilecek bir dava daha sona ermek üzere… 235 sanıklı Ergenekon davasında savcı mütalaasını açıkladı. 648 sayfalık mütalaada 26 sanık hakkında ceza istenirken, Danıştay saldırısı faili sanık Alparslan Arslan hakkında da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edildi. Mütalaada ayrıca “Ergenekon terör örgütü varlığı ispat edilemedi” ifadelerine yer verildi.

Daha önce verilen beraat, görevsizlik ve düşme kararları sonrasında Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden görülmeye başlanan 235 sanıklı Ergenekon davasında mütalaasını açıklayan savcı, ”örgütün” varlığı ispat edilemediği gerekçesiyle tüm sanıklar hakkında terör suçundan ceza verilmemesini talep etti.

Sanık Alparslan Arslan ise hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep etti.

İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, Cumhuriyet savcısı davaya ilişkin esas hakkındaki mütalaasını açıkladı.

Buraya kadarki açıklamalarım yaşananların görünen yüzü, bir de görünmeyen ve önceleri görülmüş olsa da unutulmuş yüzleri bir kez daha paylaşmak istiyorum.

Ne diyorduk, nerede kalmıştık diye bir soruyu birisine sormak istiyorum. Bu davanın savcısı ya bu mütalaayı veren kişi ya da sizsiniz. İkinizden biri bu davanın savcısı değil. Hani bu davaların başındaki savcı Zekeriya ÖZ’e kefildiniz?

Temizeller Savcısıydı hani?

Nerede bu zat şimdi?

Elinizden mi kaçırdınız, yoksa sorgulanmasın diye kaçmasına yardım mı ettiniz?

Şu anda saklandığı ülkede gününü gün ediyor… Bu şahsa,  kaçma olanaklarını kim sağladı, finansman kaynağı kimdi ?

Bülent ARINÇ ne diyordu? “Türkiye bağırsaklarını temizliyor…”

60.000 telefon dinlendi.

3.000 kişi hakkında teknik takip yapıldı… Toplamda 588 kişi tutuklandı, 1360 kişi ifade verdi, 7 sanık ifadesini veremeden yaşamını yitirdi, 7 sanık kanser oldu…

Türk Ordusu’nun  Genel Kurmay Başkanı olan İlker Başbuğ terörist damgasıyla tutuklandı.

Kimdi bu hayali Ergenekon Örgütünü yaratan, amacı neydi,  menfaati neydi, nereye ulaşmak istiyordu, bunlara kim fırsat verdi, fırsat verenlerin amacı neydi,?

Bu soruşturmaların arkasındaki kişi Fethullah Gülen idi de bu şeytan kimin yol arkadaşıydı?

Ergenekon Örgütü iddiası Fethullah Gülen ve arkadaşlarının komplo teorisi ile ve bir FETÖ uydurmasıyla oluşturulan bir suni yapı değil miydi?

Bunu başından bilmiyor muydunuz?

Sonrasında “Rabbim ve milletim beni affetsin kandırıldım” diyerek kenara çekilmek varsa, birlikte aldattığınız bunca insanların günahı ne ki cezaevlerinde çürüyorlar?

Aileler perişan, çocukların boynu bükük, gelecek umutları yok edilmiş yüzbinlerce insanı neden aldattınız?

Savcılık mütalaasında bakınız ne diyor:  “Ergenekon Terör Örgütü diye bir örgüt kesin olarak kurulmamıştır.  Dolayısıyla suçlananlar bu örgütle ilgili hiç bir suç işlememiştir…”

Ama savcılık bir gerçeği mütalaada gizlemektedir. O da Ergenekon Terör Örgütünün bir kurgu ve kumpas olduğu gerçeğini…

Mütalaada gizlenen gerçek budur!

Bu gerçeğin gizlenmesini gerektiren amaç da bellidir…  “Siyasilerden hesap sormak zorunda kalınmaması”dır…  Yani savcılık bir kurgu bir kumpas diyerek beraat istemiyor ama böyle bir örgütün kurulmadığını kurulmamış bir örgüttün üyeliğinin söz konusu olamayacağını belirterek beraat kararı verilmesini istiyor!

 Oysa bal gibi de bir kumpas vardır. Oysa Savcılık Makamı suç işlenmediğini ortaya koymamakta ancak delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesini istemektedir.

Ortaya çıkan sonuç şudur:

Kumpas sonucu ortaya atılmış bir terör örgütü iddiası, kumpas olduğunun anlaşılması sonucunda çökmüş ise Savcılık bu kumpası yaratanlar hakkında soruşturma açmak zorundadır.

İşte tam da bu noktada durum çok açık ve net. Kimse hakkında soruşturma açmamak için bunun bir kumpas olduğunun anlaşıldığını açıkça söylemeyen savcılık mütalaada kullandığı doneleri dolaylandırarak delil bulunmadığını delil yetersizliği sebebiyle beraat kararı verilmesini talep etmiş, yaşananların da üstünü kapatmaya çalışmıştır.

648 sayfadan ibaret mütalaanın tam metni elime iki gün önce ulaştı. Tamamını okuyup anlayıncaya kadar bu konudaki yorumlarımı yazmak istemedim. Dileyen herkese e-mail adreslerini verdikleri takdirde mail olarak gönderebilirim.

Bir gerçek de bu mütalaa ile aydınlanıyor ki; birilerinin o yollarda kiminle beraber yürüdüğü açıkça anlaşılır hale gelmiş demektir.

Ne oldu ama bakın. Birileri için yıllarca cezaevi işkencesi sürerken birileri öldükten sonra adaleti bulmuş oldu.

Balyoz yargılamalarında da aynısı olmadı mı ?

Dilerseniz mütalaadan bazı bölümleri aktarayım.

“… Asrın davası Ergenekon, FETÖ tarafından sözde devlet içerisindeki derin bir gizli yapının tasfiyesi amacıyla başlatılmıştır. Uzun yıllar kamuoyunu meşgul eden bu davada, sahte deliller kullanılmış, suç işlemediği kesin şekilde bilinen kişilere iftira edilmiştir. Davada iddialar sağlam delile dayanılarak açılmamıştır. Kasten kopyala-kes-yapıştır yönetimi ile uzun iddianameler yazılmıştır. İlgisiz birçok konu aynı iddianame içinde anlatılmaya çalışılmış, birbiriyle ilgisi olmayan kişiler aynı örgüt üyesi gibi algılatılmak için davalar birleştirilmiştir. Davada kimin neden suçlandığı anlaşılamamış, bu bulanık ve kargaşa ortamında mağduriyetler yaşatılmıştır. TSK içerisinde ve örgüte karşı duran kişiler dize getirilip tasfiye edilerek toplum nazarında suçlu oldukları gösterilip etkinliklerinin kırılması için dava ve soruşturma yapılmıştır. … FETÖ’nün iddialarına göre, Ergenekon Örgütü olarak ifade edilen örgütlenmenin silahlı eylemi olarak Malatya Zirve Kitabevi baskını sırasındaki ölümler gösterilmiştir. Bu dava, Ergenekon davası ile birleştirilip içinden çıkılmaz bir dava haline getirilmeye çalışılmıştır. Gerçekte Ergenekon davası ile Zirve Kitabevi davasının doğrudan bir ilgisi bulunmamaktadır. FETÖ, hiçbir ilgisi bulunmayan, kamu oyunda sansasyonel sonuçlar doğuran davaları birleştirip Ergenekon davasına delil oluşturmaya çalışmıştır. Gazeteci Hrant Dink’in öldürüleceğini FETÖ’nün emniyet kadroları önceden bilmesine rağmen Ergenekon davasına delil oluşturabilmek için bu cinayeti kasten önlememiştir. Örgütsel amaçlar için emniyet içerisindeki tasfiye bu cinayet sayesinde gerçekleştirilmiştir. Örgütten olmayan veya politikalarına karşı çıkan emniyet mensupları soruşturma ile ilgilendirilip tasfiyeleri sağlanmıştır. … Ergenekon davasına delil oluşturmak için Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı, yaptığı bir soruşturma nedeniyle sahte delillerle uydurma bir soruşturma nedeniyle makamında cebren gözaltına alınıp tutuklanmış ancak bu davada da beraat kararı verilmiştir. … Danıştay’a yapılan saldırı ve gerçekleşen olay perdelenmiş, bu saldırının gerçek amaç ve failleri hiçbir zaman ortaya konulmamıştır. Ergenekon davası ile birleştirilip üzeri kapatılmaya çalışılmıştır. Danıştay’a gerçekleşen saldırıyı, FETÖ kadrolarının bilip planladığına dair çok sayıdaki delil ortaya çıkmıştır.

 Ergenekon Davası öncesi yaşanan bazı terör ve suikast olayları, Cemaatin hazırladığı ve amacın tamamen devletin ele geçirilmesi olan Ergenekon Komplosunun köşe taşları olmuştur. Ergenekon Davasında karşı savunmalar çok önemlidir. Cemaat, suçlananların savunmasını engellediği gibi, gerek devlet erkini gerekse de medyayı kullanarak suçlanan insanları adeta linç etmiştir. Bu insanlar savunmalarını hem yapamamışlar hem de özellikle maksatlı olarak savunmaları medyada yayımlatılmamıştır ya da çok sınırlı olarak yayınlanmıştır. İddia ve savunmanın karşılaştırılması komplonun anlaşılması açısından yeterlidir. Başbakalık başdanışmanı, 17 Aralık 2013 operasyonundan sonra, 24 Aralık 2013 günü Star Gazetesinde yazdığı makalede, cemaatin ‘kendi ülkesinin milli ordusuna’ komplo kurduğunu iddia etmiştir. Cemaat orduda cuntalar olduğunu ileri sürmüş, cuntacı olmakla iddia edilen askerler ise cemaatin orduya sızmak istediğini iddia etmiştir. Aslında Ergenekon Komplosunun temelleri, 1990′lı yılların ikinci yarısında cemaatin emniyet teşkilatı içerisinde gerçekleştirdiği Telekulak Operasyonunda atılmıştır. Bu operasyon cemaatin komplo yeteneğinin test edilmesi ve kendilerine güvenlerinin artmasına neden olmuştur. Telekulak Operasyonu, cemaatin kendilerini emniyet içerisinde soruşturan döneminAnkara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve yardımcısı Osman Ak’a ve teşkilatına karşı bir tür karşı operasyondur. Yalan ve yanlış bilgiler cemaatin medyasına sızdırılarak, bu ekibin bütün devletin üst düzey şahıslarını yasadışı olarak dinledikleri iddiası yalandan yayılarak, devlet içerisinde bu ekibe karşı bir güvensizlik ortamının oluşmasına neden olunmuştur. Daha sonra cemaatin savcıları harekete geçerek bu memurlar hakkında soruşturma açarak tasfiye edilmeleri sağlanmıştır. Bu tasfiye edilen ekibin yerine cemaat kendi adamlarının geçmesini sağlamıştır. Cemaatin kendilerine karşı bir tasfiye hareketine, karşı bir tasfiye hareketi ile karşılık vermeleri ve de üstelik bunu 28 Şubat’ın hemen sonrasında yapmaları ve başarılı olmaları, yeteneklerini ve operasyonel yapılarını değil aynı zamanda ne kadar cesur ve cüretkar olduklarını da ortaya koymaktadır. Cemaat için Telekulak Operasyonu, Ergenekon Komplosu için bir hazırlık okulu olmuştur. Ergenekon komplosunun yöntemi anlaşılmadan komplonun mantığı anlaşılmaz. Bu yöntem savaş sanatında aldatma ve baskının birlikte kullanılmasına dayanan bir yöntemdir. Bazı şiddet eylemlerinin, aldatma tekniğinin birçok özelliğinin kullanılmasının birleştirilmesiyle, hedeflenen bir politik algının yaratılmasına dayanır. Bu algının amacı bir yandan kitleleri düşmanın politik etkisinden ayırmak ya da tarafsızlaştırmaktır, öte yandan da saldırı için politik bir destek noktası elde etmektir. Ergenekon’da cemaat, TSK ve onun illegal uzantıları tarafından kendilerine karşı bir dizi askeri eylem yapıldığı kanaati uyandırılan bir dizi terör eylemi yapmışlardır. Özellikle bu noktada cemaat kendi kadro ve operasyonel yapısını kullanmıştır. Bu terör eylemlerini yapanlar, bazı yalan ifade ve tanıklıklar ile özellikle bazı şahısların suçlanması için ‘canlı delil’ olmuşlardır. Eylemlerden önce bu kişiler, suçlanacak kişilerin çevresine sızdırılmış ya telefon görüşmesi yaptırılarak ya da birlikte fotoğraf çekilmesi sağlanarak delil oluşturulmuştur. Cemaat, geçmişte devlet içerisinde bazı kirli işlere bulaşmış kişilerin de baskı ve şantaj yoluyla saf değiştirmesini sağlayarak, yaptırdıkları terör eylemlerinin, ‘derin devlet’ ile ilişkilendirilmesinin kolaylaştırılmasını sağlamışlardır.

 Ergenekon isimli bir terör örgütü gerçekte hiç olmamıştır. FETÖ algı yönetimi ile toplumu kendine esir ederek derin bir yapının devleti, terör örgütlerini ve herkesi kontrol ettiğini, bu yapının Ergenekon isimli bir terör örgütü olduğunu iddia ederek birçok kimseyi buna inandırmıştır. TSK’nın askeri darbelerini, siyasi nedenlerle işlenen suçları, faili meçhul kalan cinayetleri, bazı doğal ölüm hadiselerinin komplo teorilerini birleştirip büyük bir terör örgütü varmış gibi gösterebilmiştir. Ergenekon terör örgütü iddiası, Fetullahçı Terör Örgütü tarafından kendi terörizmini gizlemek için uydurulmuştur. Hayali bir terör örgütüne yönelik davalar açılmış, yıllarca kamuoyu meşgul edilmiş, toplumun şüpheli Fetullah Gülen ve cemaatine karşı olan kesimleri sindirilip baskı altına alınmıştır. Yargı ve emniyet içindeki FETÖ yapılanması araç olarak kullanılmak suretiyle cebir ve şiddet kişilere karşı fiilen soruşturma ve dava kılıfı altında kullanılmıştır.

Şimdi bir daha başa dönelim.

Fethullah Gülen’in FETÖ örgütü ile bu kumpası gerçekleştirmiş olduğunu ima eden mütalaa (ki son derecede doğru) kendi işbirlikçisi siyasi otoritenin desteğini almadan bunu başaramazdı.

Oysa devlet vatandaşın tek güvencesidir. Devlet vatandaşına kurulan bu komploya yöneticileri vasıtasıyla engel olmalıydı. Olmadı. Çünkü yöneticiler engel olmak istemedi.

Ergenekon ile başlayıp Balyoz, Askeri Casusluk ve başka birkaç soruşturma ile sürdürülen bir dizi kumpas davasıyla Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içerisinden Gülen Cemaati mensubu olmayan çok sayıda subay tasfiye edildi. Tutuklanmaktan kurtulanların terfileri bile çeşitli haysiyet cellatlıklarıyla engellendi.

Nice canlar yandı… hem ne yanmak? Yaşam boyu kalıcı eserleri olan bir yangın!!!

Ülkemizin demokrasi ve hukuk tarihine bir utanç abidesi olarak kaydedilmiş olan Ergenekon ve Balyoz davaları bitti mi ? Arkası kesildi mi diye sorarsanız,  bence hayır. Aynı mantık ve irade birliği ile ( sadece FETÖ /PDY dışlanmakla olmadığı için) hareket edildiğini görüyoruz ve bitti diyemiyorum. Kimse kusura bakmasın.

Bugün yapılması gereken bir şey varsa; Balyoz ve Ergenekon davalarının sonuçlarından çıkarılan bir ders ile bugün yapılmakta olanlar gözönüne alınarak ziyan olmuş yaşamlara yenilerinin eklenmemesi için acil çözüm üretmekten ibarettir.

Bir Alman Papaz Martin Niemöller’den bir hatırlatmadan bahsedeceğim şimdi.

Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim. Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim. Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim. Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.

Sen söyleeeee…. Sen dinle oluyoruz.

Ama bitecek inanın bitecek

Esenkalın…

 

 

 

 

 

reklam
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
reklam
İLGİLİ HABERLER